rokettube porno türk porno

       

Toplam 1 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 1 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Son yillardaki hedef tür deniz baliklarindaki av kayiplarimizi geri kazanim stratejisi üzerine görüşler



  1. #1
    Senior Member Dökülük - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    17.Mayıs.2012
    Nereden
    İstanbul
    Mesajlar
    12,173

    Son yillardaki hedef tür deniz baliklarindaki av kayiplarimizi geri kazanim stratejisi üzerine görüşler

    Ömer Faruk KARA




    Deniz balıklarımızın üretimi “Geleneksel Kıyı Balıkçılığı” ve “Endüstriyel Balıkçılık” olmak üzere iki önemli avcılık uygulaması olarak gerçekleştirilmektedir. Endüstriyel Balıkçılıkta dip balıkları trol ile yüzey balıkları ise gırgırla yoğun şekilde avlanırlar. Geleneksel Kıyı Balıkçılık ise Endüstriyel Balıkçılığın avladıkları, dip (demersal) ve yüzey (pelajik) balık türlerini, yemli olta (parakete), çapari ve ağlarla (galsama, fanyalı vb.) düşük yoğunlukta seçici, olarak avlayabilen bir balıkçılıktır.

    Türkiye deniz balıklarının 15 yıllık avcılık tablosu incelendiğinde, avcılıkta 2012 yılından itibaren 400 bin ton balık/yıl’ın altında, dikkati çeken bir azalma görülmektedir (Tablo: 1). Türkiye ve Karadeniz balıkçılığında ayrıcalıklı bir yere sahip olan hamsi balığında izlenen azalma ise yıllık 150-200 bin ton dolaylarındadır (Tablo: 2).

    tab1.jpg

    2000-2015 Yılları Arası Balıkçılık Av Miktarları (ton).

    tab2.jpg

    Avcılığı en çok yapılan pelajik deniz balıklarının miktarları (ton).

    Yine Karadeniz’de trol balıkçılığı ile yoğun avlanan mezgit balığının 2000 yıllarında 18 bin ton /yıl olan avcılığının, 15 yıllık bir süreçte, 8-9 bin ton/yıl seviyesine gerilemesi, balık satış tezgâhlarında, çoğunlukla, yasal satış boy ölçüsü altında, pazarlanan mezgit balığının aşırı av baskısı altında olduğunu ortaya koymaktadır. Ayni durum, Akdeniz, Ege, Marmara denizleri berlam balığı stokları içinde geçerli olup, güncelliğini korumaktadır. 2000 yıllarında 18 bin ton/yıl olan berlam üretimi, 2015 yılında 700 ton/yıl olmuştur (Tablo:3).

    tab3.jpg

    Avcılığı en çok yapılan demersal (tabansal) deniz balıkların miktarları (ton).

    Son 15 yıllık deniz balıkları avcılığı ile ilgili istatistiki verileri incelendiğinde, istihsalin 522 bin ton/balık yıldan 266 bin ton balık/yıl’a kadar düşüş gösterdiği ve kümülatif yıllık ortalama istihsal kayıplarının yaklaşık 150-200 bin ton/yıl balık olduğu görülmektedir (Tablo:1). Balık istihsalinde izlenen bu kötüye gidişten doğal olarak tüm balıkçı kesimleri yakınmaktadırlar. Bu güne değin, balıkçılıktan sorumlu merkezi yönetimin konuya ilişkin attığı somut adımlar; avlanan balıkların çıkış mahallerinde kayıt altına alınması, endüstriyel balıkçı teknelerine monte edilen konum belirleme (BAGİS) cihazları, 4 senedir devam eden Karadeniz hamsi stok araştırması, av gücünü azaltmak için balıkçı teknelerinin satın alınmasına harcanan 130 milyon TL. vb. çalışmalardır.

    Bu dramatik gelişme karşısında endüstriyel balıkçıların bir kısmı Kuzeybatı Afrika sahilindeki Moritanya sularında avcılığa yönelmişlerdir. 2017 yılı itibariyle Moritanya sularında 20 gırgır ve 2 trol teknesi avcılık yapmaktadır. Bu gelişme ulusal sularımızdaki balık stokları için de olumlu olmakta, en azından 22 adet endüstriyel balıkçı teknesinin av baskısından kendini şimdilik arındırmış bulunmaktadır.

    Balıkçılığımızın eski verimli günlerine dönebilmesi için önce balıkçılıktan sorumlu merkezi otorite ve konu ilgilisi biyolojik bilimciler ile balıkçılık örgütlerinin sorunlara müştereken eğilip bilimsel gerçekler doğrultusunda akılcı bir noktada buluşmaları kaçınılmazdır. Özellikle merkezi yönetimin siyasi baskılardan arındırılmış haliyle bilimsel ve somut araştırmaların ışığı altında radikal kararlar alması ve bunları hayata geçirmesi gereklidir. Aksine bir durumda balıkçılık kaynakları hiçbir şekilde kendini çöküntüden kurtaramayacaktır. Oysa günümüz Türkiye’sinde çoğu kabzımal ve endüstriyel balıkçılık kesimi temsilcilerince her yıl 1 Eylül tarihinde av sezonunun açılışında artık kanıksanan “balık bu yıl bol ve avcılığı da iyi olacak” söylemi ile geçiştirilmektedir. Tabii 2-3 ay sonrasında da sonuç tam anlamıyla hüsran olmaktadır. Bunun en somut göstergesi de endüstriyel balıkçıların belli bir kesiminin Moritanya sularında Atlas Okyanusunda avcılığa yönelmeleri bu düşüncenin doğruluğunun somut bir göstergesi olmaktadır.


    Ekonomik önemi olan bazı deniz balıklarında hesaplanan senelik istihsal kayıpları:

    Tablo 1’de verilen istatistik kayıtları incelendiğinde, hamsi istihsali 2007 yılında maksimum 385 bin ton/yıl olup, yıllar itibariyle azalarak 2014 yılında 95 bin ton/ yıla kadar düşmüştür. 385 bin ton/yıl hamsi istihsali başlangıç alındığında, 8 sene içinde hamsi istihsalinde av gücü fazlalığı ile aşırı avcılık yapma sonucu, her yıl ortalama 192 bin ton/yıl az hamsi istihsal edildiğidir. 8 yıllık süreç için bu miktarın toplamı 1 537 bin ton hamsidir. Bu istihsal kaybı ekonomik açıdan analiz edildiğinde, avcılık sorunlarımıza bilim penceresinden bakarak çözüm üretip geliştiremediğimiz için, yalnız hamsi avcılığındaki senelik parasal kaybımız; son tüketicideki bu günkü parasal değeri 1 kg. hamsi 10TL esas alındığında, 192 bin ton hamsi için 1 milyar 920 milyon TL’dir.

    Yine orta su ve dip balığı olan ve en yoğun istihsali trolle gerçekleşen mezgit balığı 2000 yılı av istihsali 18 bin ton/yıl iken, 15 yıl içinde 7-13 bin ton/yıl arasında senelik istihsal iniş çıkışları göstermiştir (Tablo:3). 2000 yılında 18 bin ton olan mezgit balığında son 15 yıllık süreç için ortalama yıllık kaybımız, 8,6 bin ton/ yıl mezgittir olup toplamdaki kaybımız ise, yaklaşık 129 bin ton olduğudur. Aşırı avlanma sonucu, mezgit 1-2 yaşına gelmeden avlandığı için, ortalama balık satış boyu 12 -13 cm. arasındadır. Mezgit balığının günümüzde son tüketicideki 1 kg.’ın parasal değerinin ortalama 15 TL olduğudur. 8.6 bin ton mezgit balığı için ise kayıp yaklaşık 129. 000.000TL’dir. Akdeniz, Ege ve Marmara denizlerinin aranan, önemli ekonomik değere sahip balıklarından biri olan ve trolle istihsali yoğun gerçekleşen berlam balığının (Merluccius merluccius) 2001 yılı av miktarı 20 bin ton /yıl iken 14 yıl içinde bu miktar 700 ton/ yıla kadar gerilemiştir. Bu süreçte berlam balığı istihsalinde ortalama yıllık kaybımız 17 bin ton/yıl’dır. 14 yıldaki kaybımız ise, 240 bin ton berlamdır. Berlam balığının bugün son tüketicideki fiyatı; 1 kg. 35TL’dir. 17 bin ton berlam balığındaki yıllık parasal kaybımızın yaklaşık ederi ise 595 milyon TL’dir. Denizlerimizde avlanan berlam balığının stok kompozisyonu aşırı avlanma sonucu 1-2 yaş grubuna kadar düşmüş durumda, av materyalinin boy ortalaması 15-25cm.arasında olup, adet olarak her biri 3-5-10 kg. ve üzeri iri cüsseli berlamlar artık; nadir olarak avlanabilmektedir. Bu örnekleri trol ve gırgırın av gücünün avladığı tüm balıklarda maksimum-minimum değerleri yıllar itibariyle analiz edilerek hesaplanabilir.

    Karadeniz’de hamsi ve mezgit; Marmara, Ege ve Akdeniz’de ise berlam/bakalaryo için verilen sembolik örnek bile ülkesel balıkçılığımızda uğranılan gizli kayıpları net bir şekilde ortaya koymaktadır. Aslında balıkçılık merkezi otoritesinin özellikle hedef tür balıkların biyolojisi, yaşam ortamının değişken özelliklerini, üreme ve göçle yenilenme süreçlerine açıklık getirmesinin yanı sıra hem stok hem de avlanabilir stok miktarını güdümlü balıkçılık araştırmaları yoluyla, kaynağın sahibinin devlet olması nedeniyle ortaya koyması asli görevidir. Ne var ki merkezi otorite bu konuda bir hayli yetersizdir. Bu nedenle balıkçı kitlesine ve filosuna bilimsel bulguların ışığı altında avlanma boyutunun ne olması gerektiğine açıklık getirememektedir. Haliyle kaynağı işletmeye memur kılınan balıkçı kesimi de sorumlu balıkçılık ilkelerini göz ardı ederek avcılığını vahşice sürdürmektedir. Bu gelişme stokların çökmesini ve balıkçılığın verimsizleşmesi sonucunu da beraberinde getirmektedir.

    Kayıpların kazanca dönüştürülebilmesi için öneriler


    Deniz balıkçılığının verimli ve korunarak sürdürülebilirliğini sağlamak Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bünyesindeki Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nün temel görevidir. Bu görevin en önemli unsurlarından biri Bakanlık bünyesinde güdümlü balıkçılık araştırmalarının yapılması sağlamaktır. Bundan amaç öncelikli olarak hükümeti ve balıkçılık sektörünü bilgilendirmektir. Kaynağın balıkçılık sektörünün sosyal açıdan olası bir sıkıntıya maruz kalmadan işletilmesi esastır. Bu da ancak stokların korunarak işletilmesi ile olasıdır. Diğer önemli bir hususta balıkçıların bir bütün olarak sorumlu balıkçılık ilkelerine uyum sağlama yükümlülüğüdür. Bunun yanı sıra özellikçe balıkçılarca göz ardı edilmemesi gereken husus şayet balık stokları aşırı avcılık nedeniyle çökmüş ise bilimsel kaygıların sosyal kaygıların önüne geçtiğidir. Nedeni ise öncelik hakkının doğada diğer ifade ile sucul kaynakların korunmasında olduğundandır.

    Balıkçılık merkezi yönetimince bu hususların çok yönlü olarak balıkçı kesimine yansıtılması bir ilke olmalıdır. Böylelikle araştırma sonuçları paylaşılması sağlanmalı ve olası/zorunlu uygulamalar konusunda ise çalıştaylar düzenleyerek sektörün bilgilendirilmesi esas olmalıdır.

    Çalıştayca/çalıştaylarca resmi otorite temsilcileri ve akademik kuruluş üyeleri tarafından müştereken önerilen ve dengeli avcılığı esas alan fikirlerin ana hatları sağduyulu olarak belirlenmelidir. Ne var ki balıkçı kesiminin büyük çoğunluğu önlem/yasaklama üreten bu oluşumlara şiddetle karşı çıkacaklardır. Çünkü görünen köy kılavuz istemez. Nedeni ise balıkçının sucul canlı kaynakları ve bunların yaşam ortamı olan denizleri ve içsuları salt kendisine ait bir ortammış gibi diğer bir yaklaşımla tapulu malı gibi görmesidir.
    Bu tanımlama evrensel açıdan kabul edilebilir olmayan hastalıklı bir egoizm oluşumundan başka bir şey değildir. Tüm sucul ortamlar devletin hüküm ve tasarrufu altında olmasının yanı sıra sucul ortamlar ve canlı kaynakları tüm insanlığındır. Haliyle balıkçı kesimi sucul ortamları ve canlılarını salt kendisi tarafından kullanılan bir meta olduğu düşüncesinden soyutlamak zorundadır. Balıkçı kesimi bir bütün olarak bu düşünceyi benimsediği ve bilimsel bulguların ışığı altında öngörülecek dengeli avcılığı hayata geçirebildiğinde avcılıkların ülkesel boyutta kazanca dönüştürülememesi için bir neden kalmamaktadır.

    Balık avcılığının kazanca dönüşebilmesi ölçütlerine açıklık getirmesi


    Kendini yenileyebilen bir kaynağın optimum sürdürülebilir işletilmesi, kaynağa her sene yeni katılan bireyle, kaynaktan avlanan balık miktarı arasında, rakamsal (ağırlık/ton veya sayısal) bir denkliğin olması ile sağlanabileceğidir. Bu denklik sağlanamazsa, stoku yenileyen bireylerde oluşan azalma veya küçülme, orta ve uzun vadede o balık stokunun çöküşünü gündeme getirir. Çoğu hedef tür balıkların miktarında izlenen senelik azalmalar, bu balık stokları üzerinde bilimsel güdümlü stok ölçüm araştırması yapmadan, kaynağın aşırı av baskısıyla işletilmesi sonucudur.

    Endüstriyel balıkçıların bazı alışkanlıklarından filo fazlalığının doğurduğu olumsuzluklar nedeniyle vazgeçmeleri bir gerekliliktir. Diğer taraftan istatistik ve ekonomi biliminin olmazsa olmazı olan” ölçülmeyen kaynak değerlendirilemez” savından hareketle, balıkçılığın yönetiminden sorumlu Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü de on yıllardır eksik bıraktığı deniz ve balıkçılık bilimsel araştırma çalışmalarını, başta Karadeniz, Marmara ve Ege Denizini de kapsayacak şekilde yeniden yapılandırmalıdır. En önemlisi bu araştırmaların kesintisiz olarak sürdürülmesini de sağlamalıdır.

    Endüstriyel balıkçı kesimi hem kaynağın korunarak sürdürülebilirliğine hem de balıkçılığının ekonomik olmasına katkıyı bizzat kendisinin sağlaması elindedir. Bu konuda tercih kendisine aittir. Konuya şu şekilde açıklık getirmek olasıdır. Endüstriyel balıkçıların aşırı avlanmayı tetikleyen gece ve gündüz balık av operasyonlarını sınırlaması bir önlem olarak öngörülebilir. Örneğin; bir av sezonunda bir önceki sene yapılan verimli aktif av operasyon sayısı 200 ise, bunu 100 veya daha az sayının altına çekerek günlük üretimi azaltmalarıdır. Diğer bir ifade ile çalışanı dâhil, yaşamını sürdürebilecek hatta zararına bir av sezonu geçirmeleridir. Çünkü av sezonunda balıkçının vasat avlanması sonucu denizde kalan her balık, gelecek sene stoku yenileyerek avlanılmaya hak kazanılmış balık olarak balıkçıya dönecektir.

    Sucul canlı kaynakların yenilenmesi üreme şansını bulabilmeleriyle olasıdır. Ekonomik önemi olan yerli balık türleri dâhil, birçok Atlantik kökenli pelajik (göçmen) balıkların, Karadeniz’e beslenmek için gidiş ve dönüşleri Marmara Denizi yoluyla olur. Dolayısıyla Marmara Denizi Atlantik kökenli balıklara konaklama, beslenme ve yumurtlama olanağı veren bir denizdir. Marmara, soğuk suya tolerans gösteremeyen balıkların kışın konaklayabilmesi için, 45-60 m. derinden sonra dipte 14-15 C0’de Akdeniz suyunu barındıran bir iç denizdir. Nisan-Mayıs aylarında, Ege Denizinden Marmara Denizine olan sardalye, uskumru, kolyoz, berlam, istavrit gibi yerli ve palamut-torik, lüfer, orkinos gibi Atlantik kökenli pelajik balık göçleri sırasında, ergin balıkların büyük çoğunluğu yumurtalarını Marmara Denizine dökme olanağı bulurlar. Nisan – Ağustos sonuna kadar olan av yasakları sürecinde, ekonomik önemi olan birçok pelajik tür balığın stoklarını yavru balıklarla yenileme olanağı, Marmara Denizinde av yasakları sürecinde gerçekleşir. Bu süreçte, 3-4 aylık yavru balık sürüleri özellikle, defneyaprağı-çinakop (16-20 adedi 1kg.) ve palamut vonozu (8-10 adedi 1kg.) olarak, Marmara da beslenmeye devam ettiği gibi, bir kısım balıklar da Boğaz yoluyla Karadeniz’e beslenme göçü yaparlar. Aralık ayı ortaları ve Ocak ayından itibaren Karadeniz’in soğuyan suyuna tolerans gösteremeyen ve Karadeniz de semizleşen çinakop ve vonozlar, Marmara’ya sarıkanat (3-4 adedi 1kg), palamut (adedi 850-1100 gr.) olarak dönerler.

    Nisan-Mayıs aylarında başlayan ve devam eden yumurtlama süreci içinde, ekonomik önemi olan lüfer ve palamudun yumurtadan çıkan yavrularının gelişim döngüsünde, av yasaklarının sona erdiği 1 Eylül tarihi ve onu takip eden en az 2-2.5 aylık süreçte, çinakop ve vonozun gırgır balıkçıları tarafından Marmara ve Boğazda yoğun avlanmaları, bu balık stoklarının beslenmek için Karadeniz’e geçişlerini engellediği gibi, gelecek senenin stokunu oluşturacak bireylere yaşam hakkı vermeden stoktan çekmek anlamanı taşımaktadır.

    Lüfer ve palamudun ekonomik değeri göz önüne alındığında, merkezi balıkçılık yönetimince gırgır balıkçılarının bu balık stoklarını 1 Eylül yerine Marmara Denizinde Kasım ayı başında avlamaya yönlendirilmesi, stokun semizleşmesine olanak vereceği gibi, gelecek senenin stokunun yenilenmesine de katkıda bulunarak lüfer ve palamut balıklarının sürdürülebilir balıkçılığına ivme kazandırmış olacaktır. Gırgır balıkçısı, şayet Marmara’da yapacağı avlanmayı Kasım ayında gerçekleştirirse, çinakopu; sarıkanat- lüfer ve palamut vonozunu; palamut boyutuna erişmiş olarak avlayacaktır. Parasal değer olarak, çinakop ve vonozdan üstün olan, sarıkanat-lüfer ve palamut, gırgır balıkçısının Eylül-Ekim aylarındaki 2 aylık parasal kayıplarını karşılayabileceği göz ardı edilemez.

    Aslında Atlantik orijinli balıkların avcılığının yönetimi ve balıkçıların yönlendirilmesi konusu merkezi otoritenin en zayıf halkalarından biridir. Endüstriyel balıkçı kesimi istediği gibi at koşturmakta ve merkezi otorite siyasi kulvardan yapılan baskı nedeniyle adeta üç maymunu oynamaktadır.

    Lüfer konusunda gerçeği bir kez daha yinelemek gerekli olmaktadır.

    Lüfer total boyu genelde 30 cm boya erişince yumurta döker, Yumurta dökümü sene içinde iki partide gerçekleşir. Özellikle sıcaklık durumuna bağlı olarak, birinci partisini mayıs haziran aylarında, ikinci partisini ise temmuz ağustos aylarında gerçekleştirir.

    Mayıs-haziran ayında yumurtadan çıkan jüveniller Marmara ve Karadeniz’de kasım aralık aylarında, 24-27cm. boya erişebiliyor. Temmuz –Ağustosta yumurtadan çıkanlar ise kasım-aralık ayında 18-20 cm. boya erişebilmekteler. İdeali, bizim sularımız için böyle bir gelişim gösteren bu balığa 30cm.’yi geçtiği yani en az 1, 1+ yaşına geldiği ve yumurtadan mayıs-haziran ayında çıkan balığı ertesi sene av sezonunda avlamak olduğudur. Bu da seçici göz açıklığına sahip gırgırla olur. Oysa ülkemizde hamsi gırgırı her balık için hatalı bir şekilde kullanılmaktadır. Acı olan gerçek ülke olarak avcılık konusunda ekonomik değeri olan balıklar için, kendini en az bir kez yenilemiş veya yumurta dökmüş balık boylarını sağlıklı saptayıp, nesli koruma uygulamalarında bilimsellikten yoksun olduğumuzdur.

    Marmara Denizinde balıkçılık açısından üzerinde durulması gereken en önemli uygulama çinakop ve palamut vonozu avcılığına 1 Eylül tarihinden itibaren verilen serbestliğin 15 Kasım’a kaydırılmasıdır. Böylelikle bu süreçte avlanmayan balıkların hiç olmazsa gelecek senenein stokuna yumurta dökme şansını bulacak olmalarıdır.

    Özellikle şu hususu göz önünde bulundurmak gereklidir. O da av yasakları sürecinde yumurtlamadan sonra yavru balıkların gelişim veya büyüme hızlarının, 1 Eylülde açılan av sezonu için, avlanacak bir büyüklükte olmadıklarıdır. Şüphesiz yumurtadan çıkan ve parmak büyüklüğünde olan balıklar düşmanlarından korunmak için, sığ ve sahil sularını tercih eder. Balıkçılık merkezinin otoritesinin Su Ürünleri Avcılığını Düzenleyen Tebliğinde lüfer konusunda balıkçılık biyolojisi kurallarına tamamen aykırı 18 cm. serbestliğini anlayabilmek olası değildir.

    Bunun haricinde yakın zamana kadar 8 kulaç suya gırgır ağı dökmeyi yasallaştıran merkezi otoritenin, dün olduğu gibi günümüzde bu derinliği 24 m’ye değiştirirken hangi bilimsel gerekçelere dayanarak bunu yasal hale getirebildiğidir. Diğer bir facia ise ancak verimsiz denizler için söz konusu olan ışıkla balık avcılığına 15 Eylül’den itibaren Marmara Denizi’nde serbestlik getirilebilmesinin izahı yoktur ve yapılamaz.

    Tüm bu alınmış kararlar denizlerimizin sahip olduğu biyolojik, fiziksel, kimyasal özellikler irdelenmeden, yerli ve göçmen balık stoklarının biyolojileri ve davranışları deniz ve balıkçılık biliminin analizinden geçirilmeden bilimdışı olarak alındığını göstermektedir.

    1 Eylülde başlayan av sezonunda endüstriyel balıkçının, denizde bulabileceği balık sürülerini oluşturan türler, Nisan ve Ağustos ayları içinde, genelde sahil sularında yoğun olan stoka yeni katılacak 3-4 aylık yavrular (çinakop, palamut vonozu, berlam, mezgit, sardalye, hamsi, uskumru vonozu, kıraça istavrit vb. türler ) ile bu yavruları üreten anaçları olacaktır.

    Eylülden Kasım ayına kadar denizlerimiz sularında balıkların sürü oluşturma davranışlarında etkin olacak, bir sıcaklık azalması olmayacağı için, gerek anaç gerekse yavru balıklar yem arama ve bulma peşinde olup, dağınık gezerler. Hedef tür balığın sürü oluşturmaması özellikle gırgır balıkçılığı için, ekonomik ve ağ dökmeye uygun değildir. Ayrıca, gırgır balıkçılığı için, yasallaşan 24 m. derinlik sınırı, genç yavru bireylerin beslenme ve gelişme sahası içindedir. Bu derinliklerde 1 Eylülden itibaren suların soğumaya başladığı kasım ayına kadar olan süreçte avcılık yapılırsa, avı oluşturan türün kompozisyonu 3-5 aylık yavru balıklar, yoğun anaç türler ise yok denecek kadar az olacaktır. Bu gerçekler ortada iken, özellikle Marmara gırgır balıkçıları, balığa sürü oluşturma olanağı yaratmak için, ışıkla avcılığı ve av etkinliğini, artırmak istemeleri akıl tutulmasından başka bir şey değildir. Işık ile balık avcılığı genelde sardalye balığı için, suları yaz kış sıcaklık değişimine uğramayan ılıman açık denizlerde uygulanır. Bu nedenle, literatürde sardalye ”ışık veya ateş balığı” olarak da isimlendirilir. Marmara Denizi’nin bir iç deniz olması nedeniyle, balıkçımızın dışında kimsenin av yapamayacağı için korunması gereken doğal bir akvaryum’dur. Diğer bir ifade ile ekonomik önemi olan Atlas Okyanusu kökenli balıkların Karadeniz’e beslenme için, gidişlerinde ve dönüşlerinde Marmara Denizi konaklama beslenme ve yumurtlama olanağı veren doğal balık livarıdır.

    Marmara ve Ege Denizi’nde önemli stoklara sahip, yumurtlama süreci aralık ayından mayıs ayına kadar süren, yoğun yumurta bırakmayı şubat ayında gerçekleştiren sardalye balığına, şubat ayı için getirilecek bir aylık “av yasağı”, balığın sürdürülebilir avında her iki balıkçılık türünün kazanç hanesine artı değer olarak geçecektir.

    Denizel balık istihsalimizin en büyük stokunu oluşturan Karadeniz’de olan istihsal kayıplarımız hamsi, mezgit, tekir-barbunya, kalkan ve mersin balıklarıdır. Bu kayıpların oluşumunu, Karadeniz endüstriyel balık av gücünün (gırgır-trol) yüksek oluşu tetiklemektedir. Hamsi kısa ömürlü (4 yaş) ve eşeysel olgunluk yaşı 1+ gibi genç yaşta olması, çöken balık stokunun kısa vadede yenilenebilmesine olanak yaratmaktadır.

    Bir diğer yaklaşım; her gırgır av teknesinin yıllık harcaması, konu ilgilileri tarafından saptanabilir ve hamsi gırgırcısı için, balıkçının geçimi dâhil onu mağdur etmeyecek, senelik bir ortalama hamsi av kotası gırgırcılar için tespit edilebilir. Av sezonu içinde mutabık kalınan asgari ölçüdeki av kotası dolduğunda (bu teknelere yerleştirilen BAGİS ve çıkış yerlerinde tutulan av üretim jurnali ile hesaplanabilir) üretime av yasağı getirilebilir. Bu hesaplamada, Karadeniz’de üretilen 10 yılın hamsi av ortalaması, yeni başlayan sezon için, toplam av kota miktarı olabilir. Hesaplanan kota miktarı, teknelerin farklı özellikleri (ağ boyu ve üretim gücü) göz önüne alınarak, bir uzlaşı ile kota miktarı, tekneler arasında bölüştürülür. Av sezonunda kotasını dolduran tekne avdan men edilir.

    Bir diğer yöntem; Karadeniz, sene içinde hamsinin yoğun av verdiği bölgelere bölünür. Bu bölgelerde çalışan av tekneleri, av sezonunda kotasını doldurunca avdan çekilir.

    Hamsi kotası için önerilecek bilimsel dayanağı olan avlanabilir hamsi miktarı, mayıs-temmuz ayları arasında Marmara ve Karadeniz’de hamsinin yumurtlamasının gerçekleştiği sahalarda en az iki kez (yumurtlamanın başlangıç ve en yoğun olduğu süreçte) yapılacak plankton örnekleme çalışmalarında ölçülen m3 veya m2 deki hamsi günlük yumurta üretim adedinden hesaplanabilir.

    Eşeysel olgunluğa erişmiş hamsinin, bir atımda atabildiği yumurta adedi ve yumurtanın ortalama gelişim zaman gün adedi (kuluçka süreci) parametre verilerinden stoku oluşturan yumurtlayan dişi hamsilerin adet veya ağırlığının hesaplanabilmesi mümkündür. Yumurtlayan stokun tamamı, stokun erkek-dişi oran %‘sinden tahmin edilebilir. Bu çalışma av mevsiminde yapılacak akustik stok çalışmasıyla güçlendirilir. Her iki çalışma veri değerlerinin düzeltilmiş ortalaması, mevcut stokun miktarını tahmin etmede hata payını azaltır. Bulunan stok miktarının, ancak 1/3 ü balıkçılar tarafından av mevsiminde avlanabildiğinde, stokun sürdürülebilir avcılığı gerçekleşebilir.

    Karadeniz havzası balık stok miktarlarındaki hamsi dışındaki demersal/tabansal balık stok kayıpları mezgit, barbunya-tekir, kalkan ve mersin balıkları üzerinde yoğunlaşmaktadır. Karadeniz’de yaklaşık 100-125 m. derinliklere kadar olan yaşam tabakası, Türkiye sahilleri boyunca, Orta Karadeniz’de Sinop, Samsun, Ordu ve Batı Karadeniz’de Zonguldak-İğneada arasında, zemin çamurlu kumlu nispeten düz olarak ve trol balıkçılığına uygun ve sahilin 20-40 mil açıklarına kadar yayılım gösterir. Geri kalan kıta sahanlığı sahilin 1-2 deniz mili açığından sonra kayalık ve kırıklı bir yapıda olduğu için, trol balıkçılığına uygun alanlar değillerdir. Trol balıkçılık ve derinlik yaşam alanları dar ve sınırlı olan Karadeniz’de yaklaşık 280 trol teknesi av yapmaktadır. Bu da, Karadeniz’in başta mezgit olmak üzere, yukarda isimleri verilen balıkların aşırı avlanmasını ve sonuçta stokların çökmesi, barbunya-tekir, kalkan ve mersin gibi ekonomik önemi yüksek olan bu türlerin bir ölçüde stoklarının yok olmakla baş başa kalmasına neden olmuştur.

    Hayatta kalabilme mücadelesi veren Karadeniz demersal balık stoklarının yenilenebilmesi, Karadeniz trol balıkçılığının en az 10 yıl süre ile kapatılmasıyla sağlanabilir. Nedenine gelince; barbunya–tekir balıkları 1+2, mezgit balığı 2-2+, kalkan balığı 5-7, mersin balığı 8-10 yaşlarında eşeysel olgunluğa erişebilmektedirler. Stokları çöken bu türlerin stoklarının yenilenebilmesi için önerilen 10 senelik süreç, kalkan ve mersin balığı gibi türlerin eşeysel olgunluğa uzun yaş döneminde erişebilmelerindendir.

    Karadeniz’in trol balıkçılığına kapatılmasını öngören hipotez ve irdelenmesi

    Denizler, göller, akarsular yatırım alanı değil, tüm canlıların uyum içinde birlikte yaşadığı yerlerdir. İster yatırım amacıyla, ister temel gereksinimlerin karşılanması gayesiyle olsun, doğaya yapılan her müdahale uyumu bozar. Bu nedenle denizlerden doğal koşullar içinde yararlanma ilkesi esas olmaktadır.

    Balıkçılıktan sorumlu merkezi otorite olarak bir sorunu çözerken soruna taraf olan balıkçı kesimini bilgilendirmek, gerekçelerini belirterek makul öneri getirmek en sağlıklı bir uygulama modelidir. Aslında temel felsefe olarak denizleri bir yatırım alanı olarak görmemek gerekir. Çünkü denizler bünyesindeki tüm canlıların denge içerisinde yaşadığı bir ortamdır. Bu nedenle denizel ortama balıkçıların avcılık yoluyla yaptığı müdahale bu uyumu bozar. Bu nedenle denizlerden doğal koşullar içerisinde dengeli yararlanma ilkesinin benimsenmesi esastır. Balıkçılar da bu ortamdaki balığı kurallara/yasalara uyulması koşuluyla avlamaya memur edilmiş kişilerdir. Kamu idaresi olarak Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü stokların korunarak sürdürülebilir olmasına olanak yaratmasının yanı sıra kaynağın balıkçılar tarafından da rasyonel işletilmesini sağlamak yükümlülüğündedir. Eğer, kaynak rastgele işletilmiş ve çökmüş ise merkezi otorite sorumluluğunun gereği olarak kaynakları verimlilik düzeyine ulaşması için gerekli önlemleri üretmek sorumluluğundadır. Bu nedenle merkezi otorite kaynağın normal konumuna gelmesi konusunda, bilimsel yaklaşımla çağdaş bir projelendirmeye yönelmesi gerekirdi. Ülkemizde bu yapılmadığı ve trol av filosunun oluşturulmasında gerekli önlemler alınmadığı içindir ki Karadeniz kıta sahanlığımızdaki dip balıkları avcılığımız çökmüştür.

    Söz konusu olumsuzluğu gidermenin en sade uygulaması trol filosunda azalmaya gidilerek olası av bakısını azaltmaktır. Bunu yaparken uygulamada Avrupa Birliğinin Ortak Balıkçılık Politikasının temel ilkelerinin esas alınması bir gereklilik olmaktadır.

    Trol balıkçısını ekonomik yönden dengeli kılacak öneriler


    Yoğun trol av gücü nedeniyle Türkiye Karadeniz kıta sahanlığımızdaki dip balıkları stokları çökmüştür. Bu çöküş özellikle kalkan balığı stoklarında çok belirgindir. Ayrıca mersin balığı türleri de kırmızı listeye alınarak kesinlikle avlanılmaması gereken türler listesine dâhil olmuştur. Mersin balığı türlerinin neslini devam ettirebilmelerine yönelik acil önlemlerin tüm Karadeniz’e sahildar ülkelerce ele alınması kaçınılmaz olmuştur. Bu nedenle Karadeniz’in kalkan ve mersin balığı kültürüyle desteklenmesi de bir çıkış yolu olmaktadır. Bunun için kültüre alınan kalkan ve mersin balığı türleri bu denize bırakılmaları ve bunların on yıllık süreç ile avcılıktan arındırılarak korumaya alınmalarıdır.

    Diğer taraftan Karadeniz’deki trol avcılığının prensip olarak on yıl süre ile dondurulmalıdır. Demersal balıklar üzerinde yapılacak güdümlü araştırmalarla dip balıkları stoklarının konumuna göre, belirli sayıda trol teknesine denetimli müsaade verilmesi öngörülebilir. Benimsenen bu 10 yıllık sürecin sancısız atlatılabilmesi için Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğünün özellikle filo sahipleri ile çalışanlarının sosyal güvencelerinin temin edilmesi şarttır. Hali hazırda Karadeniz’de 280 kayıtlı trol teknesi ve ortalama 1500’ü aşkın çalışanı bulunmaktadır. Bu kişilerin bağ kur veya sosyal sigorta ödemelerinin devlet tarafından belirli kurallara bağlı olarak finanse edilmeleri bir gerekliliktir.

    Tekne sahipleri için olabilir diğer bir öneriye ise şu şekilde öngörülebilir. O da tekne sahiplerine 10 sene için, mağdur etmeyecek bir maaş ödeneğinin verilmesidir. Teknelerini satıp elden çıkarıncaya kadar, karaya çekip muhafaza etmek isteyenlere ise yıllık tekne bakım ve yıpranma kapsamında kabul edilebilir bir ödeme planı tasarımlanabilir.

    Aslında bu tasarım ileriye dönük üretim kazançlarının kamu ve balıkçıya kazandırılması için yapılan önemli bir sosyal destek uygulaması olmaktadır.

    Bu uygulamada sonuç itibariyle balıkçının bir kaybı olmamaktadır. Çünkü balıkçının balıkçılığına devam etmekte ısrarlı olması halinde, çökmüş balık stoklarından her sene bir önceki seneden daha az balık avlayacağı gün gibi belirgindir. Kısa ve orta vadede bu durumu zararına sürdürmesi mümkün olmayacağı için, mantık açısından bu uygulamayı benimsemesi tutarlı bir yol olacaktır. Çünkü devletin bu konuda yapacağı uygulama aslında bir yaşam/hayat öpücüğüdür.

    Konuyu örneklemelerle açmakta yarar vardır. Eğer trol balıkçı filosu sahadan çekilirse, en az 3 sene içinde mezgit, barbunya-tekir ve kalkan stoklarında önemli bir yenilenme artışı olacaktır. En basit ifade ile en az 3 sene içinde, pazara gelen mezgit balığı boyları 25-30 cm.’ler arasında olacaktır. Avlanabilir stok miktarı 2000 senesi için hesaplamada temel alınan 18 bin ton balığa erişme olanağı bulacaktır. Fakat mevcut kıyı balıkçısının günlük av istihsal gücü sene içinde bu miktar balığı istihsal için yeterli olamaz. Bu miktara erişmek için, mezgit balığı av teknolojisinde istihsali artıracak ivme kazandırmak gerekmektedir. Kısa bir zaman sürecinde, mezgit balığının 2000 senesindeki üretim boyutuna gelmesi, kamunun 10 sene trol yasaklama projesi için ön görülen parasal kaybı telafi eder. Buna paralel stoklarında artış olacak olan barbunya-tekir ve kalkan balıklarının getirileri de balıkçılığımız ve geleceği için artı bir değer olacaktır.

    Gerçekleşebilir diğer bir hipotez ise şu şekildedir. Trabzon’daki Su Ürünleri Merkez Araştırma Enstitüsünce akvakültür yoluyla elde edilen kalkan balık yavruları 10 yıllık bir dönemle doğal ortamına aşılanabilir. Böylelikle trol avı ortadan kalktığı için, düşük ölüm oranı ile kalkan balığı stoklarının hızla gelişme fırsatını bulabilecektir.

    Bunun yanı sıra kültüre alınan mersin balığı yavrularının Karadeniz’e akışı olan büyük nehirlerin uygun yerlerinden her sene artan miktarlarda salındığında, Karadeniz gelecek için umut veren bir deniz konumuna gelebilir.

    Konuyu biraz açmakta yarar var. Söyle ki; Gıda tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kontrolünde 10 yıllık bir süreçte, 20 milyon kalkan yavrusu ile 50 milyon mersin yavrusu Karadeniz’e aşılandığında, 5-7 yaşında eşeysel olgunluğa erişen ve bu olgunluk yaşlarında hayatta kalmış olan kalkan balığı stoku en az iki kez, kendini yenileme ile stoka katkıda bulunacaktır. 8 yaşı civarında eşeysel olgunluğu erişen mersin balığı türleri ise, 8’ inci seneden sonra, yumurtlamak için, salıverildiği nehre içgüdüsel olarak dönecektir. Bu süreçte trol avının yasak ve yine kalkan balığı dip ağlarına nisan –mayıs aylarında getirilecek sınırlama ve yasaklar, kalkan ve mersin balık yavrularının hayatta kalma şanslarını büyük ölçüde artıracaktır. Uygulanabilir bu kararlar Karadeniz’i büyük ölçüde korunaklı balıkçılık yapılan ortama dönüştürecektir. Bu nedenle, kültür yoluyla salınan bu iki tür balığın balıkçılıktan dolayı ölüm oranları da minimum düzeyde olacaktır.

    Geçmişte, İran İslam Cumhuriyeti döneminden önce 1978 yılında İran’ın Hazar Denizi kıyısında bulunan “Bender Pehlevi Mersin Balığı Üretim Çiftliği” yönetimince, Hazar Denizine salınan mersin balığı yavrularının, nehre ergin halde %3’ünün geri dönebileceği öngörülmüştür. Bu varsayım referans olarak benimsenirse 50 milyon adet mersinin %3’ü 1.5 milyon adet balığa tekabül eder. Toplam stokun yarısının dişi mersin ve vücut ağırlığının %20’si havyar olduğunda, her bireyden 5-7 kg. havyar elde etme olanağı vardır.

    Kalkan balığına gelince, mersin balığı için verilen referansın kabul görmesi halinde, 10 yıllık bir süreçte 600 bin adet kalkanın stoktan çekilebileceğini öngörmek olasıdır.

    Sonuç


    Karadeniz’i sadece söz konusu iki önemli balık türü açısından zenginleştirme projesi başarıya ulaştığında, oluşan sürdürülebilir ekonomik büyüklüğün getirisinin, 280 trol teknesinin avdan çekilmesi için, devletçe ödenecek bedelin çok misliyle geri getireceğini göz ardı etmemek gerekmektedir.
    Burada çözümün temel başarısı en yüksek geliri sağlamak olarak yorumlanmamalıdır. Asıl başarı yıllarca devam eden ve çöken balıkçılık kaynaklarındaki çöküşü durdurmak ve kaynağı yine balıkçılık açısından işletilebilir kılmaktır. Eğer böylesine bir çözüm sağlanamazsa, denizdeki balığın getirisini paylaşamayan balıkçılar, sonuçta büyük kaybı, diğer ifade ile yoksunluğu bölüşmek zorunda kalacaklardır.

    Ömer Faruk KARA

    Deniz ve Balıkçılık Bilimcisi
    Eklenen Resimler Eklenen Resimler
    • Dosya tipi: jpg t1.jpg‎ (22.8 KB (Kilobyte), 6 Kez İndirilmiş)
    • Dosya tipi: jpg t2.jpg‎ (27.0 KB (Kilobyte), 6 Kez İndirilmiş)
    • Dosya tipi: jpg t3.jpg‎ (19.5 KB (Kilobyte), 6 Kez İndirilmiş)
    Kenan KEDİKLİ

    GELBALDER

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •