rokettube porno türk porno

       

Toplam 2 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 2 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Midye ve düşündürdükleri



  1. #1
    Senior Member Dökülük - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    17.Mayıs.2012
    Nereden
    İstanbul
    Mesajlar
    12,179

    Midye ve düşündürdükleri

    Basın yayın organlarında midye ile ilgili haberler hiç eksik olmaz. Hatta köşe yazarlarının bile midye konusunu işledikleri görülür. Özellikle midye yetiştiriciliği ile ilgili bilgilendirmeler de yerel ve ulusal gazetelerde kendine yer bulagelmektedir.

    Midye ile ilgili bilgiler ve bildirimler ilginç, ilginç olduğu kadar da zihinlerde ikilemler yaratan bir konudur. Midye omurgasız canlıların yumuşakçalar dalının, yassısolungaçlılar sınıfının, midyegiller ailesinin bir türüdür. Ülkemiz sularında ve Akdeniz genelinde bulunan midye İngilizce’de “Mediterranean mussel – Akdeniz midyesi” olarak bilinir. Bilimsel adı ise “Mytilus galloprovincialis” olan bu tür Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) verileri ile Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bildirimlerinde “karamidye” isimlendirmesiyle kendine yer bulur. Aslında bu tür toplumda salt midye olarak tanımlanır. Hal böyle olmakla beraber özellikle 1990’lı yıllardan itibaren Marmara Denizi ile Karadeniz’de “beyaz kum midyesi” (Chamelea gallina) diye tanımlanan türden ayırt edebilmek için böyle bir isimlendirmeye gidilmiştir.

    Midyeyi değerli kılan neden ve tüketimi

    Midyenin besin değeri üzerine dikkat çekici bilgilendirme Tokuşoğlu, Ö. (2016) tarafından Gıda 2000’de (Gıda Teknolojisi ve Tarım Dergisi) geniş bir şekilde verilmiştir (http://www.gida2000.com/kabuklu-su-urunleri-etleri-ve-kalite-midye-istiridye-karides-ve yengec.html). Buna göre: "midye, istiridye, yengeç ve karides, insan sağlığı açısından son derece elzem maddeleri ihtiva eden özel gıdalardır. Tüketimlerinin insan sağlığına olan yararları nedeniyle popüler gıdalar sınıfında yer alırlar. Başta proteinler olmak üzere yararlı fonksiyonel lipidleri [doymamış yağ asitleri, omega-3, omega-6, gamma-linolenic asit, dokosahekzanoik asit (DHA), eikosapentaenoik asit (EPA)] ve birçok biyoaktif yararlı bileşenleri (antioksidan peptidler, vitaminler, karotenoidler; astaksantinler vb., mineraller) içerirler. Bu yönleri ile birçok hayvansal gıdadan daha değerli olarak sınıflandırılırlar ve son derece değerli ve yararlı bileşenleri ihtiva etmelerinden ötürü “fonksiyonel gıdalar” kategorisinde yer alırlar.

    Gıda bileşimi açısından midyeler; doymamış yağ asitlerinin yüksek olduğu, doymuş yağ asitlerini düşük oranda içermekte olan, iyi birer omega-3 kaynaklarıdır. Midye etinin 100 gramında (g) yaklaşık 9 g düzeyinde vücut tarafından üretilmeyen, besinlerle alınması zorunlu olan esansiyel aminoasitler bulunmaktadır. Midye eti yüksek kaliteli proteinin yanı sıra, iyot, fosfor, çinko, Vitamin E, niasin, Vitamin B12 için önemli kaynaklardır".

    Midyeler taze, yarı işlenmiş ve dondurulmuş olarak piyasaya sürülürler. Böylesine besi değeri açısından üstünlük gösteren midye toplumlarda da geniş tüketim alanı bulmuştur. Ülkemizde farklı inanç grubuna dâhil Rumlarda, Ermenilerde ve Yahudilerde midye olağan bir tüketim unsuru olarak mutfaklarda yer bulmuştur. Geçmişte Osmanlılar Döneminde Müslüman kesimde balık ve özellikle midyenin tüketimine sıcak bakılmamıştır. Günümüzde, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan sonra toplumun sucul canlıların tüketimine bakışı pozitif konuma gelmiş ve yaygınlaşmıştır. Hal böyle olmakla beraber Hanefi Mezhebine dâhil olanlarca midye haram addedilmekte ve tüketilmemektedir.

    Ülkemiz denizlerinde midyelerin genel durumu

    Ülkemiz denizlerinde midyelerin en bol bulunduğu deniz Karadeniz’dir. Genel şekliyle midyelerde büyüme için optimal tuzluluk değerinin binde 15-25 arasında; beslenme, çoğalma ve gelişimi için optimal sıcaklığın 80-260 C olduğudur. Bu özellikler Karadeniz’de ve Marmara’da mevcuttur. 1950’li yıllardan önce Karadeniz’de zengin midye yatakları bulunmaktaydı. Bu konuda geçmişteki adıyla SSCB araştırıcılarının çok sayıda yayınları bulunmaktadır. Ne var ki 1940’lı yıllara yaklaşılırken Uzakdoğu’dan gelen tankerlerin balast suyu ile Sarı Deniz ve Japon Denizi’ne ait predatör/yırtıcı bir tür olan deniz salyangozu (Rapana venosa) Karadeniz’e bulaşmıştır. Yırtıcı deniz salyangozunu yiyen yine yırtıcı denizyıldızlarının Karadeniz’de bulunmaması nedeniyle yaklaşık 40 yıllık süreç içerisinde Rapana tüm Karadeniz zoobenthosunu (taban içinde, üstünde ve tabana yakın yaşayan hayvanların bütününü) istila etmiştir. Rapana'nın midye ile beslenmesi sonucu midye yatakları da büyük oranda yok olmuştur. Midyenin olağanüstü üreme yetisi nedeniyle midyeler yine de Karadeniz zoobenthosunun egemen türü olmaya devam etmektedir. Hal böyle olmakla beraber midye yatakları/bankları eski ticari değerinin çok uzağında kalmışlardır.

    Günümüzde dünya denizlerinde olduğu gibi ülkemizde de midye kültürü/yetiştiriciliği uygulaması da önem kazanmış bulunmaktadır. Çünkü deniz zemininde/tabanında yapılan yetiştiricilik hariç midye kültüründe herhangi bir yırtıcı (predatör) canlının olumsuzluk yaratması söz konusu değildir.

    Genel şekliyle dünya ülkelerince midye kültüründe temel olan üç yöntem vardır. Birincisi Fransa’da olduğu gibi kazıklar üzerinde yetiştirme; ikincisi İspanya’da olduğu gibi sallar üzerinde yetiştirme; üçüncüsü ise Hollanda’da olduğu gibi deniz zemininde yetiştirmedir. Ülkemiz için uygun olan sallarda yetiştirme uygulamasıdır ki bu yöntem ilk kez 1980 yılında Marsan AŞ tarafından Çanakkale Boğazı’nda gerçekleştirilmiştir.

    Midye kültürü/yetiştiriciliği desteklenmelidir


    Midye kültürünün balık kültüründe öngörülen alt yapı yatırımları açısından mukayese edildiğinde hem yatırım hem de insan kaynakları mukayesesi açısından ciddi boyutta farklılığı dikkati çeker. Bu da midye kültürüne yönelen yatırımcıya büyük avantaj sağlar. Olası bir midye yatırımını cazip kılan iki neden vardır. Bunların ilki doğal nedenler, ikincisi ise yatırım maliyeti ile ilgili nedenlerdir.
    Ülkemiz itibariyle genel nedenlerin olumluluğuna şu şekilde açıklık getirmek olasıdır. Bunlar; a) Midyenin Karadeniz, Marmara Denizi ile boğazlarında yoğun, Ege Denizi’nin kuzey bölümündeki ortamda tali düzeyde bulunması. b) Üreme özelliğinin sürekliliği, ayrıca yaşam ortamında her zaman egemen tür olarak varlığını sürdürmesi. c) Denizel ortam planktonunda her zaman nicelik bakımından yoğun olarak varlığı ve bunun kültür midyeciliğini çok avantajlı konuma getirmesi. d) Doğal midye yataklarının 3-4 yılda bir dönüşümlü olarak işletilmesi halinde kaynak “korunarak sürdürülebilir” olmakta, bu da yatırımcıyı veya avcıyı devamlı midye üretimi yapabilme durumunda aktif kılmaktadır.

    Midye kültürünü cazip kılan nedenler

    Balık üretiminde var olan ve yatırım giderlerini yükselten hususlar midye yetiştiriciliği uygulamalarında devre dışı kalmakta ve bu da girişimciye büyük avantaj sağlamaktadır. Bu olumluluğu oluşturan nedenler şunlardır.

    a) Yavru balık elde etmek için kurulması zorunlu olan ve yatırımın esasını teşkil eden kuluçkahane /hatchery yapılanmasına gerek yoktur.
    b) İşletmede nitelikli insan gücünün sınırlı olması nedeniyle personel giderlerinde ciddi boyutta tasarruf olanağı vardır.
    c) Ürün elde edilmesi için özellikle işletme sermayesinin ana ağırlığını teşkil eden yem giderleri yoktur.
    d) Balık çiftliklerinde stresten kaynaklanan ölüm oranı diye bir kavramın bu tür işletmelerde konusu değildir.
    e) Balık işletmelerinin en önemli unsurunu oluşturan anaç stok kavramı bu tür işletmelerde geçerli değildir.
    f) Balık işletmelerindeki ilaç, kimyasal giderler, aşı v.b. unsurların bu tür işletmelerde yeri yoktur.
    g) Yarı kapalı ve kapalı koylarda derinliğin yeterli olmadığı ortamlardaki balık çiftliklerinde yem ile dışkıdan kaynaklanan ve balıkların telef olmasına neden olan fitoplankton patlamasının midye çiftliklerinde olması söz konusu değildir.
    h) Midye çiftliklerinde sallarda bulunan sarkıtlar/halatlar aynı zamanda balık cezbedici (FAD) özellik gösterir.
    i) Enerji giderleri ise taban düzeyindedir.
    Temel olarak midye kültürü alt yapı yatırımında iki unsur söz konusudur. Bunlar; midye kültürü söz konusu olduğunda benimsenen üretim modeli için denizel ortamda midye üretim sallarının ve sal ortamında midye kolektörleri ve midye torbalarının varlığı ile ilgili giderler. Diğeri ise işleme ve soğuk muhafaza işletmesinin kurulmasıdır.

    Midye kültürünün ayrıcalıklı temel özelliği


    Türkiye açısından midye kültürünü cazip kılan diğer nedenlere gelince, bunları satır başları ile şu şekilde sıralamak olasıdır.

    i)Doğal midye yataklarından avcılık yoluyla temin edilen ürün maliyetinin düşüklüğüne benzer şekilde kültür yoluyla midye hasadı maliyetinin düşük olması”;

    ii) Dış piyasa isteklerinin yüksekliği;

    iii) İç ve dış piyasada özel “fonksiyonel gıdalar” kategorisinde olması;

    iv) Turizm işletmelerinde, tatil köylerinde öncelikli olarak tüm Ege ve Akdeniz sahillerinde yüksek tüketim potansiyelinin varlığı;

    v) İyi bir pazarlama ağının gerçekleştirilmesi halinde, işletme kapasitesinin artırılabilmesinin kolay olması;

    vi) Kar payının yüksek olmasıdır.
    Midye kültüründe yatırımcının en önemli avantajı uygun yer seçimi yapılması koşuluyla proje ömrünün sonsuz oluşudur. Bunun temel nedenini şu şekilde açıklamak olasıdır. Yatırımın ana unsuru midyenin sürekli üretiminin sağlanabilmesidir. Midye ayrı eşeylidir. Midye 1 yaşında eşeysel olgunluğa erişir. Olgun bir dişi midye 5-12 milyon yumurta üretebilme özelliğindedir. Bazı büyük midyelerde bu oran 2 misline çıkabilir. Midyelerde olgun yumurta 60-70 mikron çapındadır. Karadeniz’de, Marmara Denizi ve boğazlarında midye yumurta ve larvaları her zaman yoğun olarak bulunur. Haliyle midye kültürü için avantajlı tablo maksimum düzeydedir.

    Günümüz dünyasında denizel çevre sorunlarının midyelere yansıması


    Günümüz dünyasında deniz trafiğinin yoğunlaşması, dünya nüfusunun 7 milyarı asması, sanayi ve çevre kirliliğinin er geç denizlere yansıması tüm sucul canlıları olumsuz şekilde etkilemesinden haliyle midyeler de nasibini almaktadır. Bu nedenle midye üretilmesinin ve tüketilmesinin de kontrollü yapılması kaçınılmaz olmaktadır.

    Midyeler, su içerisinde askı halinde bulunan mikro organizmaları gıda olarak alırlar. Mikroskopik algler, detritius ve bazı organik madde bakiyesi bunların gıdasını teşkil eder. Midyelerin beslenme kapasitesi oldukça fazladır. 170 C sıcaklığında ergin bir midye, 3 litre suda mevcut olan gıdayı 1 saat zarfında süzebilmektedir. Bunun anlamı günde 72 litre; haftada 504 litre; ayda 2,160 litre; yılda 26,280 litre suyu süzebilmesi diğer bir ifade ile filtre edebilmesidir. Doğal midye yataklarındaki midyelerin 10 yıla kadar yaşayabildikleri ve bunu ortalama 6 yıl olarak öngördüğümüzde yetişkin bir midyenin ömrü boyunca 157,680 litre suyu süzebildiğini varsayabiliriz. Bunu sadece bir midye bankında mevcut milyonlarca midye üzerinden filtre edilen su miktarını rakamlara vurduğumuzda bunun ne kadar olumlu olduğu kendiliğinden ortaya çıkar. Haliyle midye bu özelliği ile hem kendisini beslemekte hem de çevresini temizlemiş olmaktadır.

    İster normal doğal koşullara sahip bir ortamdan elde edilen ya da isterse kültür midyelerinin gıda olarak tüketiminde de dikkatli olunmalıdır. Olumsuz çevre koşullarının midyenin yaşam ortamına yansıması midye tüketimini de sakıncalı hale getirir. Çünkü midye suyu filtre ederken suyun bünyesinde mevcut ağır metalleri, bazı zehirli unsurları ve diğer olumsuz oluşumları bünyesinde biriktirmekte, haliyle de insan sağlığına zararlı bir gıda konumuna düşmektedir. Bu durum midye tüketiminin de insan sağlığı açısından ciddi kontrolünü gerekli kılmaktadır.

    Dikkati çeken yanlışlık


    Basında yer alan bazı yanıltıcı, gerçek dışı haberlere ve bunun kaynağı olan gelişmelere şaşırmamak mümkün değil. http:Marmara Denizi’nde midye çiftliği tehlikesi kaynaklı haberin manşeti şu şekilde. “Marmara Denizi’nde midye çiftliği tehlikesi”. Devamında ise şu alt başlık yer alıyor; “Marmara Denizi’ne kıyısı bulunan Bandırma, Kapıdağ, Erdek, Gemlik gibi ilçelerde son yıllarda artan midye çiftlikleri yargıya taşınıyor”. Haberin detayında çevreciler üzerinden verilen bilgiler ise son derece gerçek dışı. Haber içerisinde “Marmara Denizi’ne kıyısı bulunan bölgelerde aşırı şekilde midye çiftliği kurma düşüncesi denizlerimizin ne kadar kirlendiğinin açık bir göstergesidir” cümlesi yer almaktadır.

    Aslında bu reaksiyonu gösteren kişi ve kuruluşların kirlilik unsurunun denizlerimizde varlığının nedenini oluşturan deniz ticaretinin, sanayi kuruluşlarının, yerel yönetimlerin çağdışı uygulamalarını veya önlem yetersizliklerini dikkate almamaları kısır bir görüşün göstergesi olmaktadır. Devasa fotoğrafı görmezden gelerek ortamdaki tüm sucul canlılar gibi çevre kurbanı olmaya aday midyeye ve bunun üretim yeri olan midye çitliklerine yüklenmenin ve onu kirlilik kaynağı olarak göstermenin yanı sıra çiftliklerin kurulmamasına yönelik gelişmeleri yargıya taşıma konumları mantık açısından akıl tutulmasından başka bir şey olmadığıdır.

    Midye kültürünün yaygınlaştırılması için neler yapılabilir


    Yatırımcıların dışında özellikle geleneksel balıkçıların egemen olduğu kooperatiflerin ayrıca midye yetiştiriciliğine özendirilmeleri sağlanmalıdır. Böylelikle iki artı özellik ortama ve topluma yansımış olacaktır. Birincisinde küçük ölçekli balıkçılara ekonomik açıdan devamlılığı olan olumlu katkı ortamı oluşturacaktır. Diğerinde ise yapılacak olası yatırımlarla ortamın ekolojik açıdan olumlu hale gelmesine de katkı sağlanmış olacaktır.

    Yalnız böyle bir oluşumu kooperatiflerin kendi bünyesinden sağlaması beklenmemelidir. Konuyu açmakta yarar var. Gerek Avrupa Birliği ve gerekse Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yassısolungaçlılara dâhil türlerin yetiştiriciliğine, tüketimine ve dış satımına sert önlemler almıştır. Kuşkusuz insan sağlığını ilgilendiren konuda bu tür önlemlerin varlığı olması gereken bir durumdur. Ne var ki bu konuda Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının konuya sahip çıkması ve balıkçı kooperatiflerini özendirmesi şarttır. Oysa durum bunun tam tersidir.

    Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının 2008 yılında “Kabuklu Su Ürünlerinin Yetiştiği Sulara İlişkin Kalite Standartları Hakkında Tebliğ” ile 2010 yılında yayınladığı “Çift Kabuklu Yumuşakça Yetiştiriciliğine İlişkin Uygulama Esasları Genelgesi” bulunmaktadır. Aslında bu tebliğ ve genelgenin içeriğinde yer alan unsurların bir balıkçı kooperatifi tarafından yapılması ve devamının getirilmesi sıkıntılıdır. Bir diğer ifade ile çok yönlü olarak kooperatifi/balıkçıları yatırım girişiminden soğutucudur.

    Çaresi ise ülkesel çapta ana temanın hiç bir şekilde göz ardı edilmemesidir. Çünkü denizlerimizin karasuları, bir iç deniz olan Marmara Denizi ve boğazları ile tüm iç-sularımız devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Diğer bir ifade tüm bu kaynakların yasal yönden sahibi devlettir. Haliyle söz konusu ortamdaki canlı kaynaklar da devletindir. Devlet her şeyden önce deniz ve iç-sularımızın fiziksel, kimyasal ve biyolojik konumuna egemen olması asli görevidir. Bu nedenle balıkçılıktan sorumlu kuruluşun ülkesel boyutta tüm oseanografik ve limnolojik verilerle donanmış olması ve bunu sektör ortamına yansıtması gerekir. Böylesine bir donanımınız yok ise bu ortamlar görünürde devletin fakat uygulamada ise boşlukta kalındığıdır.

    Ne yapılmalıdır sorusunun cevabı ise Meteoroloji Genel Müdürlüğünün konumu ve işleyiş mekanizması örnek alınmalıdır. Söz konusu teşkilat toplumun her kesimini saatlik, günlük, haftalık, aylık ve hatta mevsimlik olarak ülkenin her noktası için dokunmatik, hatasızlık düzeyinde meteorolojik bilgilendirme yapmaktadır. Toplumun ve sektörlerin her kesimi de bu bilgilerin ışığı altında kendine yön verebilmektedir. Benzer bir uygulamayı dengeli ve kabul edilebilir düzeyde denizlerin fiziksel, kimyasal ve biyolojik konumu ile ilgili olarak balıkçılıktan sorumlu Bakanlık bu yapıyı oluşturmalı ve çok yönlü veri akışını sağlamalıdır.

    Hatta konumuz itibariyle olası midye kültür alanlarını da kendiliğinden ortaya koyması gereklidir. Aslında denizlerimizde deniz ve balıkçılık biliminin ilgi alanına giren konuların güdümlü araştırmalar olarak sürdürülmesinin esas olması kaçınılmazdır. Devlet kendisinin yapmadığı veya yapamadığı bir işi yatırımcıya kooperatife/balıkçıya dayatmasının hiçbir anlamı yoktur. Denizlerine ve canlılarına sahip çıkan bir devletin izleyeceği politika bu değildir.

    Sonuç

    Denizlerimizde ve iç-sularımızda neyin ne olduğunu devlet tüm olanaklarıyla ortaya koymalı ve bu çerçevede yatırımların önünü kendisi açmalıdır. Midye kültürü konusunda da geleneksel balıkçılara ve onların egemen olduğu kooperatiflere bu olanağı sağlayarak, kısmen de olsa onların kalkınmasına devlet desteğiyle bir zemin yaratılmalıdır.
    Kenan KEDİKLİ

    GELBALDER

  2. #2
    Senior Member Dökülük - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    17.Mayıs.2012
    Nereden
    İstanbul
    Mesajlar
    12,179
    Kenan KEDİKLİ

    GELBALDER

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •