rokettube porno türk porno

       

Toplam 2 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 2 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Küresel kurban: Mavi yüzgeçli orkinos



  1. #1
    Senior Member Dökülük - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    17.Mayıs.2012
    Nereden
    İstanbul
    Mesajlar
    12,164

    Küresel kurban: Mavi yüzgeçli orkinos

    KÜRESEL KURBAN: MAVİ YÜZGEÇLİ ORKİNOS

    28 Ağustos 2017 tarihinde Gelbalder (Geleneksel Balıkçılığı Yaşatma Derneği) web sayfasında Fikret Çengel kaynaklı “Orkinos 50 milyon dolar kota engeline takılıyor” başlıklı bir haber yayımlandı. Haberin özü; “İstanbul Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği Başkanı Ahmet Tuncay Sagun’un Türkiye tarafından avlanan orkinos ve bu konudaki uluslararası arenada oluşan gelişmelerdi. Sagun’a göre orkinos avcılığında Akdeniz’de Türkiye’ye “Uluslararası Atlantik (Atlas Okynusu) Ton Balıklarını Koruma Komisyonu – International Commission for the Conservation of Atlantic Tunas” (ICCAT) tarafından tahsis edilen kota yetersizdir. Balıkçılıktan sorumlu ülkemiz merkezi otoritesinin 3 yılda bir toplanan ve önümüzdeki 14-22 Kasım 2017 tarihinde Fas’ın Marrakech (Marakeş) kentinde yapılacak toplantısında ağırlığını ortaya koyması ve lobi faaliyeti ile kotanın artırılmasını sağlaması gerekir. Türkiye’nin 50 milyon dolar olan orkinos ihracatının kota yükseltilmesinin sağlanmasıyla 100 milyon dolara çıkartılması sağlanabilir” idi.

    Orkinos konusu aslında küresel ölçekte ilginç, ilginç olduğu kadar dramatik, bilimsel sonuçlara uyulmaması yönünden trajikomik, uluslararası kuruluşların felsefelerinin bağdaşmaması açısında da tutarsızlıklar içerir.

    Orkinosu tanıyalım

    Orkinos bilimsel adıyla Thunnus thynnus (Linnaeus, 1758), uluslararası piyasada İngilizce Nothern bluefin tuna, Japonca’da kuromagura, dilimizde ise orkinos veya mavi yüzgeçli orkinos olarak tanımlanır. Scombridae (Uskumrugiller) familyasının bir türü olan orkinos Atlas Okyanusu kökenli olup Akdeniz’de de varlığını sürdürür.

    Yuvarlak vücutlu, ön cephesi çok kuvvetli büyük balıktır. Vücudun üst kısmı koyu mavidir. Göğüs bölgesi açık mavi olup, yanları ve karnı gümüşi-beyaz, gri lekelidir. Genelde boyu en fazla 300 cm’dir. Çoğunlukla boyu 50-150 cm arasında olur. Ağırlığı ise 300-400 kg’ı bulabilmektedir. Bugüne kadar yakalanmış en ağır orkinos 684 kg, en uzunu ise 450 cm’dir.

    Mükemmel yüzücü olan orkinoslar saatte yaklaşık 90 km (55 mil) sürate ulaşabilen bir balık olup denizlerin epipelajik (0-200 m.) ve mezopelajik (201 -1000 m.) sularında yaşar. Çoğunlukla genç bireyler sürüler oluştururken ergin bireyler bağımsız hareket ederler.

    Etçil olan bu balığın besinlerini kendileri gibi orta ve yüzeysel sularda yaşayan hamsi, sardalye, uskumru, kolyoz, çaça, zargana gibi sürü oluşturan balıklar teşkil eder. Ayrıca kafadan bacaklılardan kalamar ve sübye ile de beslenir.

    Yumurtaları pelajik olup, çapı 1.0-1.1 mm’dir. Yumurtada iri bir yağ damlası bulunur. Yumurta verimliliği 1 milyon adede kadar yükselebilir.

    Atlas Okyanusu kökenli olan orkinosların üreme bölgeleri Batı Atlas Okyanusu orkinosları için Meksika Körfezi, Doğu Atlas Okyanusu orkinosları için ise Akdeniz’dir. Akdeniz’de Balear Adaları civarı, Güneybatı İspanya açıkları, Tiren Denizi (Tyrrhenian Sea), Doğu Akdeniz’de Kıbrıs Kanalı ile Marmara ve Karadeniz yumurtlama alanlarıdır.

    Batı Atlas Okyanusu orkinosları eşeysel olgunluğa 8 yaşında ulaşırlar ve yumurtlama dönemleri de nisan ortasından haziran ortasına kadardır. Doğu Atlas Okyanusu orkinosları ise 4-5 yaşında, ortalama 100 cm boyunda iken eşeysel olgunluğa erişirler ve haziran-temmuz aylarında da yumurtlarlar. Ömürleri ise 15-20 yıl kadardır.

    Orkinosu değerli kılan neden

    Eti çok lezzetlidir ve buna bağlı olarak ekonomik değeri de çok yüksektir. Orkinosu dünya piyasalarında değerli kılan ana etmen onun ağırlıklı olarak Japonya ve arkasından ABD’de, İngiltere, İspanya ve Tayland’ta yoğun talebe maruz kalmasıdır. Orkinos piyasası Japon pazarı tarafından yönetilir. Avlandıktan sonra ağırlıklı olarak orkinos çiftliklerinde yağlandırılan orkinoslar Japonya’da sushi (haşlanmış pirincin denizel ürünler ve sebzelerle birleşimi) ve sashimi (çiğ balığın dilimlenmiş hali) olarak tüketilir. Balığın ederi, mevsime ve etin balığın gövdesinin neresinden çıkartıldığı yere bağlı olarak 200-1,000 dolar arasında bir değerle tüketiciye ulaşır. Haliyle tüketici pazarındaki yoğun orkinos talebi, ederinin yüksekliğine neden olmakta bu da dünya denizlerinde vahşi orkinos avcılığını körüklemekte ve bu gelişme orkinosların geleceğini tehlikeye atan ana etmen olmaktadır.

    ICCAT ve av kotası

    Mavi yüzgeçli orkinosun yanı sıra çizgili orkinos (Katsuwonus pelamis), sarıkanat orkinos (Thunnus albacares), irigöz orkinos (Thunnus obesus), ton balığı (Thunnus alalunga), yazılı orkinos (Euthynnus alletteratus), gobene (Auxis thazard), kılıç balığı (Xiphias gladius), beyaz marlin (Tetrapturus albidus), mavi marlin (Makaira nigricans), yelkenli balık (Istiophorus albicans), yelken balığı (Tetrapturus pfluegeri), palamut (Sarda sarda) gibi balıklar da Atlas Okyanusu ve Akdeniz’de aşırı avcılık tehdidi altındadır. Bu türleri koruma amaçlı olarak 1966 yılında Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde bilimsel tavsiyeye dayalı orkinos av limitlerini belirleme gayesiyle “Atlantik (Atlas Okyanusu) Orkinosları Koruma Komisyonu” (ICCAT) kurulmuştur. Anlaşma ise 1969 yılında yürürlüğe girmiştir. ICCAT’ın idari merkezi İspanya’da Madrit’tedir. ICCAT’ın temel amacı orkinos ve benzeri türler üzerinde uluslararası düzeyde çalışmalar yapılmasını ve bu türlerin balıkçılık açısından yönetimini gerçekleştirebilmektir.

    Orkinos ve benzeri türler aşırı avcılığa maruz kaldığı için bu stokların sürdürülebilirliğini sağlamaya yönelik olarak ICCAT orkinos avcılığına ait yıllık kotalar belirlemekte, küçük boy balıkların yakalanmasını engelleme, ayrıca bu türlere yönelik balık avcılıkları için bölge ve zaman yasaklamaları gibi önlemler alma yükümlüğündedir. Burada esas önemli unsur kota uygulamasıdır. Günümüz dünyasında balık stoklarına yapılan aşırı avcılık baskısı bazı türlerin avcılığına sınırlama getirilmesini ve kota uygulamasını da gerekli kılar. Balıkçılık yönetiminde kota uygulamasının en temel özelliği, balıkçılık yoluyla elde edilen av miktarının, dolaysız olarak düzenlenmesi ve denetlenmesidir. Kota uygulamasının temel kuralı stokların durumunu tahmin etmek ve bu stoklar için toplam müsaade edilebilir av miktarını tavsiye etmektir. Kota uygulamasının balıkçılık yönetimindeki en olumlu yanı, özellikle stoku bilinmeyen ya da durumu belirsiz olan türlerin korunmasında kullanılabilecek bir yönetim modeli olmasıdır.

    ICCAT bünyesinde, balıkçılığın stok yoğunluğuna etkilerini belirlemek amacıyla biyometri, ekoloji ve oseanografik çalışmalar yürütülmektedir. Komisyon anlaşma bölgesi içerisindeki balık kaynakları hakkında genel bilgileri toplar ve istatistiksel bilgi analizi yapar. Üye devletler adına araştırmalar ve stok değerlendirmelerinde bulunur. Üye ülkelere balıkçılık yönetim tedbirleriyle ilgili sistem oluşturur.

    ICCAT’a 50 ülke üyedir. Üye ülke delegasyonlarının katılımıyla düzenli olarak çeşitli ülkelerde bilimsel komite toplantıları gerçekleştirir. 1969 yılında faaliyete geçen ICCAT’a Türkiye 34 yıl sonra 2003 yılında üye olmuştur. 2003 yılı öncelerinde ise Türkiye gözlemci statüsünde toplantılara iştirak etmiştir. Türkiye gözlemci olarak iştirak ettiği yıllarda “diğer ülkeler” adı verilen mavi yüzgeçli orkinos kotası payından, bazı Akdeniz ülkeleriyle müştereken faydalanmıştır. Üyeliğiyle beraber 2004 yılından itibaren ülkemize özel bir mavi yüzgeçli orkinos av kotası tahsis edilmiştir.

    Uluslararası ortamda çıkar çatışmaları ve etik ihlaller

    Kotaların tahsisinde düzenleyici kuruluş olan ICCAT her 3 yılda bir kota paylarını belirlemektedir. ICCAT her ne kadar orkinosları koruma amacıyla kurulmuş ise de uygulamada yaşanan olumsuzluklar dikkat çekicidir. Yıllardır Atlas Okyanusu ile

    Akdeniz’de süregelen aşırı ve yasa dışı avlanmalar ICCAT’ın varlığına karşın mavi yüzgeçli orkinosları ve balıkçılığını yıkımın eşiğine getirmiş durumdadır. Diğer bir ifade ile ICCAT bu türün korunması konusunda sorunun giderilmesine çare olamamıştır.

    Orkinos ve benzeri türlerin bilimsel verilerinin ışığı altında korunmasına yönelik olarak ICCAT kurulmuş ise de, izlenimler uygulamaların kâğıt üzerinde kaldığı ve av kota tahsislerinin de bazı ülkelerin güdümünde düzenlendiğidir. Yapılan bilimsel araştırmaların sonucu orkinosların geleceğini felaket olarak tanımlamasına karşın ICCAT bünyesindeki gelişmiş ülke kategorisine dâhil ülke lobileri aynı kaygıyı taşımamaktadırlar. Genel izlenim; orkinosu en yüksek oranlarda tüketen Japonya, ABD, İngiltere ve korsan avcılık yapan İspanya, Fransa ve İtalya tarafından hem kısıtlayıcı kararların önünün kesildiği ve av kotalarının da kendi güdümlerinde yürütüldüğüdür.

    ICCAT 1981 yılında 1,160 tonla av limitini mümkün olduğunca sıfıra yakın olarak belirledi. 1982 yılında ise şaşırtıcı olarak orkinos avlanma kotasını bir önceki, on yıllarca endüstriyel balık avcılığı nedeniyle azalan orkinosların sayıca artmasını hedefleyen tavsiyesinin tersine kotayı 2,260 tona çıkardı. 1991 yılında ise av limitleri orkinos türlerinin ticaretini ciddi boyutta kısıtlama getirebilecek olan “Nesli Tehlikede Olan Yabani Bitki ve Hayvan Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme – The Convention on International Trade in Endangered Species of Wild Fauna and Flora” (CITES) listesine girme tehdidine karşılık olarak düşürüldü. 1994 yılında ise ICCAT, üyelerine Akdeniz ve Doğu Atlas Okyanusu orkinos avının
    1996-98 için geçerli olan limitleri %25'i kadar azaltmaya gitmelerini önerdi.

    1996 yılında “Uluslararası Doğayı Koruma Birliği – International Union for Conservation of Nature and Natural Resources” (IUCN) Atlas Okyanusu mavi yüzgeçli orkinosunu kırmızı listeye aldı. Bu sırada ICCAT üyelerine kotanın 25,000 tona düşürülmesi tavsiyesine rağmen 43,000 ton mavi yüzgeçli orkinos avlandı. ICCAT orkinos konusunda yapılan vahşi avcılığa karşın av limitlerini 2000 yılı için ise 29,500 ton, 2003-2006 yılları için 32,000 ton olarak belirledi. ICCAT üyeleri AB'nin mavi yüzgeçli orkinosların korunması için 29,500 tonluk kotanın 2010'a kadar 25,500 tona düşürülmesi önerisini ve orkinos avı için gözcü uçakların kullanılmasının yasaklanmasını onayladı.

    2011 yılı IUCN Akdeniz’de Kırmızı listede bulunan mavi yüzgeçli orkinosa tehlikede (EN: Endangered) bölümünde yer verdi.

    Orkinosların korunması konusunda da ilginç, sürekli ve en tutarlı mücadeleyi çevreyi korumak ve barışı desteklemek için faaliyet gösteren küresel bir örgüt olan “Yeşil Örgüt – Greenpeace” olmuştur. Greenpeace orkinoslar konusunda sayısız eylemler gerçekleştirmiştir. Eylemlerinden bazıları:

    2006 Mayıs. Greenpeace korsan balık avcılığının mavi yüzgeçli orkinosları soyu tükenme eşiğine getirdiğine dikkat çeken “Bütün Orkinoslar Nereye Gitti” başlıklı bir rapor yayımladı. Rapor avlanan miktarın kotaları %35 geçtiği ve Avrupa Birliği (AB) vergi mükelleflerince sübvanse edilen orkinos çiftliği kapasitelerinin ICCAT tarafından izin verilen av miktarını ise %60 kadar aştığını ortaya koydu.

    2006 Ağustos. Greenpeace, halkı Rainbow Warrior isimli gemisine davet etti. Topluma korunmasız türlerin kaçınılmaz çöküşü konusunda bilgi vermek için Fransa'nın Marsilya limanına giriş yapmak isteyen gemi 20 orkinos teknesi tarafından engellendi.

    2007 Haziran. Greenpeace, Akdeniz mavi yüzgeçli orkinos avcılığı bölgesindeki 5 haftalık belgesel seferini bitirdi. Greenpeace, orkinos sürülerini bulmak için gözlem uçağı kullanıldığını, lisanssız gırgır gemilerini ve yasadışı orkinos avını aklamanın kilit bileşeni olarak kullanılan, avlanan orkinosları denizde gemiler arası sevk edilirken belgeledi.

    2007 Ekim. Fransız basını Türk balıkçıları tarafından yakalanan orkinosların Fransız kotası altında beyan edilerek orkinos aklamanın oldukça yaygın olduğunu açıkladı.

    Eylül 2008. ICCAT, 61,000 tonluk 2007 yılı av miktarının izin verilenin 2, sürdürebilir av miktarının 4 katı olduğunu açıkladı. ICCAT, balıkçılığın sona ermemesi için kotaların 8,500 ile 15,000 ton arasında belirlenmesi gerektiğini tavsiye etti. ICCAT yönetiminin bağımsız bir eleştirisi Doğu Atlas Okyanusu ve Akdeniz orkinos sayısını 'uluslararası rezalet' olarak nitelendirip türün yok oluşunu gerçek bir olasılık olarak değerlendirdi. Gözden geçirme paneli yasadışı avcılığın orkinosların aşırı avlanmasının başlıca nedeni olduğunu belirtti ve ICCAT üyelerine etkili denetim ve yönetim tekrar sağlanana kadar avı durdurmalarını önerdi. Greenpeace, av kapasitesi bilimsel seviyelere düşürülene, yumurtlama alanları koruma altına alınana ve ICCAT tavsiyelerine uyulması garanti altına alınana kadar balıkçılığın durdurulması yönünde çağrıda bulundu.

    Ekim 2009. CITES'in bilimsel danışma organı, Atlas Okyanusu orkinosunun mevcut durumunu tartışmak için Madrid'de toplandı. Bilim adamları, popülasyonun endüstriyel orkinos avcılığı başlamadan önceki düzeyin %15'i kadar olduğu tahminine vararak CITES Ek-1 listesinde yer alması için gerekli olan kriteri taşıdığına karar kıldılar. Bilim adamları ayrıca, Atlas Okyanusu orkinosunun CITES listesinden çıkabilmesi için ticari avcılığın 2019 yılına kadar durdurulması gerektiğini belirttiler. Greenpeace, hükümetleri Atlas Okyanusu orkinosunun CITES Ek-1 listesinde yer alması için destek vermeye ve ICCAT'i gelecek yılın orkinos kotasını sıfır olarak açıklamaya davet etti.

    Kasım 2009. ICCAT yine orkinos türünün koruma altına alınmasını bir kez daha reddederek av kotasında ciddi bir azaltmaya gitmedi. Greenpeace bu başarısızlığı kınayarak "sembol haline gelmiş bu balığı 'yok olmadan korumak için tek fırsatın orkinos avının yasaklanması" olduğunu belirtti.

    Mart 2010. Japon heyetinin yoğun lobi faaliyeti sonucu Monako'nun CITES'e sunduğu orkinos ticaretinin yasaklanması önergesi düştü ve orkinosların nesli tükenmeye mahkûm edildi. Greenpeace toplantıyı 'koruma adına bir felaket' olarak nitelendirdi.

    Küresel ölçekte en büyük tehlike orkinos korsanları

    Normal koşullarda Türkiye’nin av kotası ile ilgili olarak geçmişte ICCAT nezdinde sağlıklı yaklaşım yapabilmesi ancak bilimsel gerçeklere dayalı verilerle söz konusu olabilirdi. Bunun için Türkiye’nin Atlas Okyanusu kökenli pelajik balıkların tümü için güdümlü araştırma programlarını hayata geçirmesi bir zorunluluk idi. Ancak böyle olabildiği takdirde uluslararası arenada Türkiye’nin eli güçlü olabilirdi. Hal böyle olunca günümüzde ülkelerin kota paylaşımında ülkemiz adına kota artırımını sağlamak zorlaşmıştır. Çünkü atı alan Üsküdar’ı geçmiştir. Başka bir deyimle kuş kafesten kaçmıştır. Aslında en büyük engel Türkiye’nin ICCAT’a üye olmasında elini çabuk tutmaması olmuştur. ICCAT 1985 yılında Türkiye’den kendi sularındaki orkinoslar konusunda araştırma yapılmasını istemiştir. O tarihler zarfında Balıkçılıktan sorumlu Su Ürünleri Daire Başkanlığı ve ona bağlı tüm Bölge Müdürlükleri lağvedilmiştir. O dönemde balıkçılık konusu gerek Bakanlık ve gerekse İl Müdürlükleri bünyesinde cılız düzeyde temsil konumuna gerilemiştir. Şayet Su Ürünleri Daire Başkanlığı ve Bölge Müdürlükleri aynen devam etseydi orkinos konusu teşkilat tarafından gerekli şekilde tüm ciddiyetiyle ele alınır ve kesin olarak sonuçlandırılırdı. Teşkilatın teknik yetersizliğine karşın en azından idari açıdan konu en iyi şekilde düzlüğe çıkarılabilir ve kota tahsisinde elini güçlendirebilirdi. Ama olmadı ve sonuç itibariyle Türkiye kendi payına düşebilecek tatmin edici kotadan yoksun kaldı. Bu gelişmeler sonrasında uyanıldı ve endüstriyel balıkçılar atağa geçtiler ama tren kaçmıştı. Türkiye aslında 1990’lı yıllardan önce ICCAT’a üye olabilme şansına sahipti. 1980 askeri darbesinden sonraki yıllarda Tarım Bakanlığının yapılanma modeli üzerindeki oynamalar ve reorganizasyonun bazı olumlu yanlarının yanı sıra balıkçılık yönetimindeki genel boşluk ICCAT nezdindeki adil kota tahsisi konusundaki Türkiye adına yetersizliğin nedenini oluşturmuştur.

    Türkiye’nin elini zayıflatan diğer bir husus ise ülkemizdeki balıkçılık ile ilgili istatistiki rakamların sağlıksızlığı ve bunun ICCAT nezdinde yarattığı güvensizliktir. Tüm bu olumsuzluklara karşın günümüzde ICCAT’a karşı Türkiye’nin kota tahsisinde elini güçlendirecek en önemli husus bu balık konusundaki tarihsel geçmiş ve onun doğurabileceği tarihsel haklardır. Şöyle ki; Atlas Okyanusu-Akdeniz kökenli pelajik balıkların yaptığı en belirgin davranış, onların kesintisiz yaptığı anavaşya ve katavasya göçleridir. Bu göçlerin Türkiye ve Karadeniz ülkeleri açısından en önemli yanı Atlas Okyanusu kökenli pelajik balıkların beslenme ve üreme için ilkin Marmara’ya ve akabinde Karadeniz’e yaptığı göçtür. Akdeniz çanağının en zengin bölgesi onun bünyesinde yine bir iç deniz olan Karadeniz’dir. Temel olarak orkinosların Akdeniz’de ağırlıklı olan üreme bölgesi Doğu Karadeniz’dir. Antik Çağ’da orkinoslar tüm Karadeniz ve Marmara’da en değerli gıda olmuş ve bölge halkının ticari yaşamında da ağırlıklı bir yeri olmuştur. Orkinosların çeşitli şekillerde işlenmiş ürünleri de o dönemde gerek Atina’ya ve gerekse Roma’ya yoğun şekilde ihracatı yapılagelmiştir. Antik Çağ’da yaşamış yazarların eserleri bunu net şekilde ortaya koymaktadır. Hatta Doğu Roma İmparatorluğu’nun daha sonra ki adıyla Bizans İmparatorluğu’nun başkenti olan Costantinopolis’in diğer adının da “ton balığı metropolisi” olduğudur.

    Osmanlılar Döneminde ise İstanbul Boğazı ve Marmara Denizi’nde 45 adet dalyan bulunmaktaydı. Buralarda da yoğun şekilde orkinos dâhil göçmen balıkları avlanılmaktaydı. Bu geleneksel dalyan balıkçılığının yerini özellikle 1970’li yıllardan sonra endüstriyel balıkçılık alınca orkinoslar daha Marmara’ya girmeden avlanmaları sonucu önemlerini yitirmiş ve 1-2 dalyan hariç tarihe karışmışlardır. Günümüzde orkinoslar gelişen balıkçılık tekniği nedeniyle ideal yumurtlama yeri olan Orta ve Doğu Karadeniz’e ulaşma şansını tamamen yitirmişlerdir.

    Aslında günümüzde Atlas Okyanusu ile Akdeniz’de orkinos av kotasının minimal düzeye çekilmesi veya tamamen belli bir süre dondurulması gerekirken bu yapılmamıştır ve yapılamamaktadır. Yapılabileceğine dair ufukta en küçük bir olasılıkda görünmemektedir. Aslında hem avcılığının bilimsel kıstaslar çerçevesinde düzenlenmesi, hem de rezerv alanlarının oluşturulması, özellikle Marmara ve Karadeniz’e girerken avlanmamasını, yüzyıllarca yıl öncesi gibi bir bütünsellik içerisinde Orta ve Doğu Karadeniz’de üreme fonksiyonelliğini tamamladıktan sonra geri dönüş aşamasında öngörülecek düzeyde avlanmasının temini gereklidir. Ne var ki merkezi otorite olan Tarım Bakanlığı bu konuda radikal bir karar alamaz ve alsa bile buna endüstriyel balıkçı kesimi tüm dünyadaki orkinos avı yapan endüstriyel balıkçı kesimi gibi kesinlikle uymaz. Nedeni ise Japonya’nın bu balığı sınırsız düzeyde çok yüksek rakamlarla talep etmesi ve vahşi orkinos avcılığını gözü kapalı tahrik etmesidir. Haliyle görünen köy de kılavuz istememektedir.

    Yorum

    Japonya, ABD ve diğer bazı ülke işletmelerinin ve tüketicilerinin zevki için sucul dünyamızın bu dev balıkları heder edilmemelidir. Onlar böylesine vahşi avcılık sürdürüldüğünde ve ikinci aşamada orkinos çiftliklerinde yağlandırıldıktan sonra feci şekilde öldürülmeleri ve bunun sonucunda tüketime hazır hale getirilmelerini bir insan olarak kabullenmek olası değildir. Orkinoslar günün birinde yok olma noktasına geldiğinde dünya borsalarında-mezatlarda, olmayan balıklar için milyon dolarlar verseniz ne yazar.

    Orkinosları kurtaracak ana etmen bu türün akvakültür yoluyla üretiminde başarıyı elde edebilmektir. Orkinos tüketiminin en fazla yapıldığı ülke Japonya’dır. Japonya’da da bu balık ile ilgili akvakültür araştırmaları ve üretim denemeleri sürdürülmektedir. Orkinosların okyanuslarda geniş çaplı göç yapan büyük bir balık türü olması nedeniyle akvakültüründe uygulanabilir bir başarı henüz sağlanamamıştır. Türün kurtçuk (larva) yetiştiriciliğinde karşılaşılan temel problemlerin giderilmesi ve yüksek miktarda yumurtanın kültür ortamında yeterli oranda sağlanması konusunda temenni edilen husus Japon bilimcilerin yıllar içerisinde başarı grafiğini yukarılara taşımasıdır. Bu konuda net ve uygulanabilir başarı sağlanabildiğinde bu aynı zamanda orkinosların neslini de kurtarıcı bir durum olacaktır. Bu tür durumlarda, lirik Alman şair Friedrich Hölderlin’i (1770-1845) anımsamamak ne mümkün. Şair der ki “Tehlike büyüdükçe, ümit de büyür”.
    Kenan KEDİKLİ

    GELBALDER

  2. #2
    Senior Member Dökülük - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    17.Mayıs.2012
    Nereden
    İstanbul
    Mesajlar
    12,164
    Kenan KEDİKLİ

    GELBALDER

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •