Güncel bir fısıltı olarak kota

Son günlerde ortalıkta dolaşan güncel bir fısıltı var. Bu fısıltının kaynağını bir kenara bırakarak geçmiş dönemlerde uzunca tartıştığımız ama bir sonuca da varamayan kota konusu üzerine kelam etmek “ısrarlı bir kota savunucusu olarak” en başta bizim görevimizdir diye düşünüyorum.
Balıkçılıkta kota uygulamasının ne olduğu konusunu bu yazıda açmak gereksiz. Bu konuda Yakup Erdem hocamızın geçmişte yaptığı bir sunum halen güncel ve yeterince doyurucudur. Konuya ilgi duya arkadaşların tekrar okumasını öneririm. ( Balıkçılıkta KOTA UYGULAMALARI ve ÜLKEMİZ BALIKÇILIĞINDAKİ DURUM ) ben bu söylentinin içeriğine daha doğrusu öngörülen yöntem üzerine konuşmak istiyorum.

Kulağımıza gelen fısıltılar “av kayıtları üzerinden ve birden fazla türe dair” bir kotanın öngürüldüne dairdir. Daha açık bir ifade ile bir hamsi avcısı av jurnalinde beyan ettiği av miktarının belli bir dönemdeki ortalaması kadar kota sahibi olacak.
Duyumlarımızda eksik yada bir yanlışlık var ise ve doğuruşunu öğrenirsek elbette söylemimiz değişecektir ama doğruluğunu var sayarak devam etmek istiyorum.

Biz kota üst başlığı altında esasen neyi tartıştığımızı bilmek zorundayız. Her hangi bir türün biyolojik olarak varlığını sürdürmesini amaçlayan bir kotayı (toplam av kotası ve paylaşımı) tartışıyorsak o tür hakkında tekrarlanmış stok ölçümüne ve/veya doğruluğuna kesin olarak emin olduğumuz av kayıt bilgilerine ihtiyacımız vardır.

Sizlerin de bildiği gibi son birkaç yıldır devam eden Hamsi stok ölçümü dışında ülkemizde yapılmış bir stok ölçümü yoktur. Ben haddimi aşmak bilim alanında kelam etmek istemem. Yalnız kota konusu üzerine çok okuyan ve düşünen biri olarak dikkatimi çeken bir husus var ki oda kotanın kesinlikle tekrarlanmış bir stok ölçümü ile yapılması gerektiğidir. 3 yıldır devam eden Hamsi stok ölçümü projesinin verilerinin toplam kota için yeterli olup olmadığı konusunda tereddütlerim var. Zaten bu nedenle de en büyük stok büyüklüğüne sahip olan Hamsi balığının proje bazında değil balıkçılık yönetiminin temel bir faaliyeti olarak her yıl düzenli yapılması gerektiğini bulunduğumuz her platformda savunuyoruz.

Kayıtlar üzerinden stok tespiti yapmak konusuna geldiğimizde ise bu camiayı tanıyan herkes bilir ki mevcut kayıtlar üzerinden bırakın stok tahmini yada kota belirlemek 8sevgili hocalarım beni af etsin ) makale bile yazılamaz.
Ben biyolojik sürdürülebilirliği hedefleyen toplam av kotasına geçişin kaçınılmaz olduğuna inanıyor ve savunuyorum. Lakin bunun koşulu av kayıtlarını güvenilir hale getirecek teknolojik ve yasal altyapıyı inşa etmek ve büyük stok oluşturan yerli stoklar üzerinde stok ölçümünü hayata geçirmek ile mümkündür.


Peki biz neyi savunuyoruz?

Yine herkesin malumudur. Özellikle büyük balıkçı filomuz içinde gerek av miktarı gerekse avcılık gelirleri temelinde bir dikey büyüme yaşanmakta ve endüstriyel avcı filosunun küçük bir azınlığı (sezonun kötü geçtiği senelerde bile) sürdürülebilir bir karlılığa sahip iken filonun büyük çoğunluğu ( neredeyse verimli sezonlarda bile ) istikrarlı bir şekilde zarar etmektedir. Bu tezi savunduğumuz bir çok ortamda sıklıkla karşılaştığımız argüman ise “diğerleri de tutsaydı” söylemidir.

Oysa diğerleri dedikleri bölüm daha az balığı balıkçılık yetenekleri ve bilgilerinin azlığından yahut daha tembel olduklarından değil daha sezona başlarken sahaya hükmen mağlup olarak çıkmalarından dolayıdır. Biraz daha açalım konuyu; 500-1000 yedek motor kapasitesi ile denize açılan, mali yapısı sağlam ve teknolojik alt yapı olarak aşırı üstünlüğe sahip bir avcı ile yarı kapasiteye bile sahip olmayan bir diğer avcı denize sözüm ona eşit koşullarda çıkmaktadır. Yine bu kapasite farklılığı avcılıkta aşırı rekabete sebep olmakta bunun da doğal bir sonucu olarak talebin çok üstünde bir arz meydana getirmektedir. Bu arz fazlasının kaçınılmaz sonucu ise pazarda bir köpük kutu içindeki balığın ederinin kutunun ederini ancak karşılayacak düzeye inmesini doğurmaktadır. En tipik örnek olarak Hamsi avcılığına baktığımızda var olan avcılık ve ticaret rejiminin büyük ölçekli gırgır filosunu uçuruma doğru ittiğini görmemek için kör olmamak yeterlidir.

Konuyu uzattığımın farkındayım.

Her ne kadar adını kota koysak ta ve her ne kadar bu yanlış anlaşılsa da bizim acilen pazara arzın kontrolünü hedefleyen bir kota (av sınırlaması) rejimine ihtiyacımız var. Av kapasitesinin av miktarından en az 15-20 kat büyüklüğünde bir filoya sahipken ve yine bu filonun yaklaşık %10 luk bir bölümü avın yarısını yaparken meseleye liberal bir yaklaşımla bakamazsınız. Canlı doğal kaynaklar üzerinde yapılan faaliyetleri liberal politikalar ile yönetemezsiniz ve zaten dünyanın hiçbir yerinde de böyle yönetilmemektedir.
Unutulmamalıdır ki bu kadar büyük bir filo var iken ve üstelik bu filo içinde avcılıkta eşitsiz rekabet var iken ve yine avcılık gelirlerinin dağıtımı adil değilken balıkçılığı yönetemezsiniz.

Devam edecek …