rokettube porno türk porno

       

Toplam 4 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 4 arasi kadar sonuc gösteriliyor
Like Tree3Likes
  • 2 Post By Dökülük
  • 1 Post By Dökülük

Konu: Nedir bu balıkçı barınakları meselesi?



  1. #1
    Senior Member Dökülük - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    17.Mayıs.2012
    Nereden
    İstanbul
    Mesajlar
    12,160

    Nedir bu balıkçı barınakları meselesi?

    Nedir bu balıkçı barınakları meselesi?

    Uzunca bir zamandır barınakların kooperatiflerden alınması gerektiğine dair sistemli bir lobi faaliyeti yürüyordu. Değişik çevrelerde yapılan bu faaliyetin yelpazesi çok geniş olmasına rağmen amaçları ortaktı. Belediyeler, yerel turizm firmaları, ticaret odaları bu faaliyeti yapanların en başta gelenleri.
    Son yıllarda bunlara başkaları da eklendi. Sürdürülebilir balıkçılık mücadelesinde öne atılan küçük balıkçı kooperatiflerini cezalandırmak isteyen büyük balıkçı lobileri de katıldı bu kampanyaya. Bir yanda rant peşinde koşanlar diğer yanda ise Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü ile birlikte kaynakların korunması için mücadele edenler olarak bir çatışmanın içinde bulduk kendimizi. Balık boylarıydı, derinlik yasakları ve koruma alanlarıydı derken “biz size yapacağımızı biliriz diyenler” sonunda yapacaklarını yaptılar. Üstelik bunu gizli saklıda yapmadılar. Son dönemde Başbakanın balıkçılık danışmanıyım diye gezen bir balıkçı reisi İzmir’de birlik toplantısında açık olarak söylemişti. Başbakan Binali beye barınakların Ulaştırma bakanlığına devrini istedim demişti.

    Bu ikinci grup hakkında tam olarak söylemek istediğim şu.

    Balıkçılıkta eski düzenin sürmesini isteyenler barınakları kooperatiflerin elinden alarak küçük balıkçıyı faaliyet yapamaz mücadele edemez hale getirmek istiyorlar. İçinde bulunduğumuz anda bu faaliyeti finanse edebilmek için barınak geliri dışında bir kaynak yok.

    Kooperatifler balıkçılık geliri elde etmiyor mu?


    Küçük balıkçılığı konuştuğumuz zaman kıyı alanlarını konuşuyoruz demektir. Neredeyse Cumhuriyet tarihi boyunca görmezden gelinmiş, denizi bedava çöplük olarak anlayan, balığı bitmez tükenmez bir kaynak zanneden ama öte yandan balıkçıyı bir külfet olarak algılayan bir anlayış ile karşı karşıyayız. Bu konuda kimse masum değil. Büyük bir sorumsuzlukla tahrip ettik sucul yaşam alanlarını ve doğal olarak küçük balıkçılık ekonomisi de tahrip oldu.

    Aslen küçük balıkçılık ekonomisi öyle küçümsenebilecek bir ekonomi de değildir. Pazar değeri en yüksek balıklar kıyı alanlarında yaşar ve küçük balıkçının hedef türledirler. Bir Kalkan balığının değeri 10 kasa Hamsi’den fazladır. Bir örnek vereyim; AB’de küçük balıkçının toplam av içindeki payı % 18-20 bandındadır ama balıkçılık ekonomisi içindeki payı % 30-35 bandındadır. Bizim ülkemizde ne parasal değerleri ne de toplam av içindeki oranları bilmiyoruz. Ne bürokrasi ne de akademya işin bu yönü ile ilgilenmiyorlar. Bizim ülkemizde kıyıları ve küçük balıkçılığı tahrip ettiğimiz için en değerli deniz ürünlerini ithal eder hale geldik. Yetiştiriciliğin yaptığı ihracat nedeni ile öğünenler konu ithalata gelince kulaklarının üstüne yatıyor. Hiç kimse sormuyor, Barbun, Sinarit, Uskumru, Kalamar, Ahtapot daha önce bizim sularımızda avlanırken neden şimdi ithal ediliyor. Bunlara yılda ne kadar para ödeniyor. İddialı bir şey söyleyeyim ne resmi otorite ne de akademya bırakın bu rakamları bilmeyi böyle bir şeyin farkında bile değiller. Söylemek istediğim şudur. Küçük balıkçılık ekonomisi değerli bir ekonomidir kıyı alanları ve küçük balıkçı ile birlikte korunmak zorundadır.

    Küçük balıkçılık söz konusu olduğunda bir başka önemli husus ise bu geleneksel ekonominin kültürel yanıdır. Geleneksel balıkçılık bir kültür hazinesidir ve aynı zamanda kenti/ kıyı topluluklarını denize bağlayan en kıymetli köprüdür. Bu bağlamda balıkçı barınakları diplomasız okullar ve kültür yapılarıdır. Sadece ekonomik değerleri nedeni ile değil kültürel açıdan da korunmaları gerekir.

    Bizimde ülke olarak bir parçası olduğumuz FAO ve aynı zamanda GFCM bu konuda ısrarlı ve sürekli dikkat çekmeye çalışırken bizim ülkemizde olanları ne anlamak ne de anlatmak mümkün değildir.

    Sorumlu bakanlığın değişmesine neden itiraz ediyoruz.

    Dişiniz ağrıdığında kerpeteni var diye marangoza gitmezsiniz. Oysa dişçinin de kerpeteni var ve ikisi de birbirine çok benzer. İkisi de bir nesneyi yerinden sökmek için kullanılır. Sizi doktora götüren kerpeten değil tıp bilgisi ve tedavidir. Tam uydumu bilmiyorum ama balıkçılıkta böyle. Barınakları Ulaştırma yapıyor diye yönetimi onlara vermek barınakları yönetmek gibi bir meselenizin olmadığını gösterir. Balıkçılık dinamik bir alandır ve barınaklar bu dinamik alanın kilit taşıdır. Kilit taşını sökerseniz sistem çöker. Bir balıkçı barınağı sadece bir dalga kıran değildir. Yapılan balıkçılığın türüne ve özelliklerine göre alt yapı ihtiyaçları olan, balıkçılığın yönetim esaslarına göre denetlenmesi gereken, balıkçının avladığı yada topladığı ürünün aracısız tüketiciye ulaşmasını sağlayan, av araçlarının depolandığı ve bakımlarının yapıldığı, avın soğutulduğu, depolandığı, bazen işlendiği ve pazarlandığı kıyı yapılarıdır.

    Barınaklar ille de Ulaştırma Bakanlığına devredilecekse yapılması gereken bu devrin Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü ile birlikte yapılmasıdır. BSGM’yi de devretsinler olsun bitsin (!) Binaları bayındırlık ( şimdi şehircilik) yapıyor diye İç İşlerini, Milli Eğitimi ya da Sağlığı bayındırlığa devretmek düşüncesi aklınıza gelir mi? Gelmez, ama limanları ulaştırma yapıyor (ki önemli bir kısmını belediyeler yaptı) diye barınakları ulaştırmaya devretmeye kalkıyorlar.

    Barınakların yat limanına dönüştüğüne dair eleştirilere gelince


    Yat limanı kötü niyetli bir abartma. İnterneti şöyle bir tarasanız karşınıza iki sonuç çıkar ve iki büyük görüş. Yarısı barınakları yat limanı olarak suçlar ve kooperatiflerin elinden alınması gerektiğini söylerken diğer yarısı buraların balıkçıların elinde atıl olarak kalmış yapılar olduğunu iddia eder ve balıkçıların elinden alınarak yat limanına dönüşmesini savunur. Gerçekte bunların hangisi haklıdır. Ben söyleyeyim iki görüşte haksız ve dahası art niyetlidir. Mesele balıkçı barınaklarının içinde bulunduğu durum değildir mesele barınakları balıkçıdan almak için argüman üretme meselesidir.

    Balıkçı barınaklarındaki özel tekne sayısının balıkçı teknesinden fazla olmasına gelince; bu durumun sorumlusu değil mağdurudur balıkçı. Genellikle yasa ve yönetmelik bilmeden konuşuyor insanalar. Özel tekneleri barınaklara bağlamaya mevzuat zorluyor işletmeci kooperatifleri. Bağlama ücretlerini belirleyen ise yine balıkçı barınaklarından sorumlu olan BSGM , İl ve taşra teşkilatlarıdır. Hangi boy teknenin kaça bağlanacağını kooperatif değil devletin kurumu belirler.

    Bu iddialar bildik bir Kurt Ceylan hikayesini getiriyor aklıma;
    Suyun yukarısındaki Kurt seslenmiş aşağıdaki Ceylana, Suyumu kirletiyorsun yerim seni diye.
    Ceylan ama demiş sen yukarıdasın ben aşağıda nasıl kirletebilirim ki senin suyunu.
    Kurt cevap vermiş; valla kirletsen de yiyeceğim seni kirletmesen de …

    Bu iddia da o hesap. Barınakları almayı bir kere koymuşlar kafaya argümanların iddiaların ne önemi var ki.
    Balıkçılığımız tarih boyu kötü yönetildiği ve geleneksel balıkçılık korunmadığı için geldik bu duruma. Geleneksel Küçük Ölçekli balıkçılık günden güne küçüldü. Kıyıları korumadık, canlı doğal kaynakları ve yaşam alanlarını korumadık. Özel tekne imalat sanayi teşvik edilirken bu teknelerin nereye bağlanacağını düşünmedik. Şimdi geldiğimiz nokta ise hasta evine davul zurna yollamaktan farksız. Hastası olan ah vah ederken kimileri davulla zurnayla halay peşinde.
    Oysa hasta evine davul zurna yollanmaz. Ya doktor yollarsın ya da imam.
    Diğerlerini anlıyoruz ama icracı bakanlığı anlamamız mümkün değil.

    Sürdürülebilir balıkçılık için sürdürülebilir yönetim gerekir.


    Balıkçılık yönetimi günümüzde ve aynı zamanda tüm dünyada çok paydaşlı yönetim esasına dayalı bir sistemdir. Balıkçılık alanında belirlenecek politikaların ve alınacak kararların hayata geçmesi ancak karar süreçlerine ilgili paydaşları katarak mümkün olabilir. Kapalı kapılar ardında hiç kimsenin bilmediği ve tartışmadı kararlar almakla balıkçılık yönetilemez.
    Bakanlık bu kararını ertelemek ve ilgili tüm paydaşlarla yapacağı bir ortak akıl toplantısı sonucunda bir karara varmak zorundadır.
    Yıktığın bir sitemin yerine bir sistem inşa etmeden var olanı yıkmak kaostan başka bir şey getirmeyecektir. İhtiyacımız olan kaos değil sürdürülebilir balıkçılık için sağlam temeller üzerine oturmuş çok paydaşlı bir balıkçılık yönetimidir.
    Başbakan tarafından alındığı söylenen karar sadece barınakların geleceği ile ilgili değildir. Bu karar esas olarak küçük ölçekli geleneksel balıkçılığın geleceği ile ilgili bir karardır.

    Tarih bizi iyi veya kötü yaptıklarımızla yazar. Hem sayın Başbakanın hem de Sayın Bakan Faruk çelik beyefendinin tarihe nasıl geçeceği sadece kendi ellerindedir
    .

    Bize gelince biz son ana kadar vaz geçmeyeceğiz.
    bayraktar and alikuşçu like this.
    Kenan KEDİKLİ

    GELBALDER

  2. #2
    Senior Member Dökülük - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    17.Mayıs.2012
    Nereden
    İstanbul
    Mesajlar
    12,160








    bayraktar likes this.
    Kenan KEDİKLİ

    GELBALDER

  3. #3
    Senior Member Dökülük - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    17.Mayıs.2012
    Nereden
    İstanbul
    Mesajlar
    12,160
    Kenan KEDİKLİ

    GELBALDER

  4. #4
    Senior Member
    Üyelik tarihi
    20.Haziran.2014
    Mesajlar
    256
    Sürkoop bir dilekçe örneği gönderdi. Tüm ortakların başbakanlığa bunu faxlaması gerekir.

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •